Sebahat ŞAHİN

Sebahat ŞAHİN

sebahat@starhaber.tv

BUGÜN UNUTMAK İSTİYORUM

Unutmak! İki ucu keskin bir bıçak. Yıllarca unutmak istediklerinle, unutmak istemediklerin arasında bir savaş verir beynin...

“Bana hatırlama sanatını değil, unutma sanatını öğret; çünkü ben hatırlamak istemediklerimi hatırlıyorum ve unutmak istediklerimi unutamıyorum.” demiş Temistoklis

Ne garip bir çelişki; oysa isteklerimizi yöneten, davranışlarımızı şekillendiren bir organ değil miydi beyin(!)

Geçen gün oturdum. Okuduğum son kitaptan etkilenmiş olacağım ki; kendime sorular sormaya başladım. “Neydi unutmak istediklerim ya da unutmak istemediklerim?”

Ben yazdıkça liste uzamaya başladı. Özellikle unutmak istediklerim konusunda. Bu vesileyle de tüm hayatımı sorgulamaya başladığımı fark ettim. Ve yazarken bunu yapmakta ne kadar geciktiğimi...

İnsan;“unutmalıyım” dediği her şey için sınava tutulurmuş meğer. Onu fark ettim. Anladım ki, unutmak istediklerimdi bana hayatı öğreten. Onlar canımı yakmışlardı. Acılar kalıcıydı beyinde. Aynı acıyı bir daha yaşama diye... Onun içindi hafızama kazınışı...

Sonrasında bu unutamadığım olayların bana kattıklarına baktım. Meğer canımı yaka yaka; beni “ben” yapmışlardı!

Ve hafızamda, unutmamaya çalıştıklarımın izlerini aramaya kalktım. Hepsi yaramaz bir çocuk gibi kapıların arkasına saklanıyorlardı. Hani orada olduğunu bildiğin, tam açtığında kaybolan, sonrasında başka kapıların ardından kahkahalar atan, yaramaz çocuklar gibiydi, tüm iyi anılarım...

Sonunda yoruldum kovalamaktan. Mutluluklarımın peşinden koşmanın onları şımarttığını fark ettim. Ne de olsa ben kovaladıkça daha uzağa kaçmaya başlamışlardı. Bıraktım ve sadık dostlarım olan acı anılarımla yüzleşmeye karar verdim. Onlardan kaçmayacak, onları anlamaya çalışacaktım. Ben onlardan kaçtıkça daha büyüdüklerini ve zihnimi ele geçirdiklerini gördüm.

Sadece istemenin yetmeyeceğini anladım. İnsan ancak öğrendikten sonra bir üst sınıfa geçer ya;“sınavını verdiğin dersten mesul değilsindir” Çalışıp  kazandıklarımız bizi mezun eder eğitim hayatımızda. Anladığın kadar mezunmuşsun meğer, yoksa sonsuza kadar aynı sınıfı okumaya mahkummuşsun, anladım!..

Ben mezun olmaya karar verdim. Bir bir geçtim derslerimden. Bazılarından tam not aldım, bazılarından sadece geçtim. Olsun önemli olan “geçer” notunu almaktı hayattan! Anlamıştım, hayat; acıttığı kadar da değer katmıştı ömrüme...

            Sevmek için sevilmenin gerekmediğini mesela. Birisi için bir şey yapmanın, karşılık bekleyerek olmayacağını. Senin elinle yaptığını sandığın her şeyde, Yaradan’ın eli olduğunu anladım, utandım! Meğerse ne büyük anlamlar katmışım varlığıma. Ben bu devasa düzenin bir parçasıydım, oysa sadece ritme ayak uydurmaktı görevim. Üzerime giydiğim ego denen elbise, ağırlık yapıyordu evrenin dansına. Ve soyundum egolarımdan, sonunda hafiflemiştim. O an müziğin sesini duymaya başladım. Artık dans etme vakti gelmişti...

            Bütün bunları düşünürken de hiçliğimi fark ettim. Ben bir “hiçtim” fark ettiğimde hatıralarım şekil değiştirmeye başladı. Baktım beni mutsuz eden nedenlere, beklentilerimden soyundukça, mutsuzluklarımdan arınmaya başlamışım. Beklentilerimin çöplüğünde kokuşmaktansa, hiçliğin nehirlerinde arınacaktım.

            Kötü anılara ne mi oldu? Onların hepsi tüm atıkların gitmesi gereken yere; şehir çöplüğüne sürüldüler. Ben “ömürlük” temizliğimi yapıp, yüklerimden kurtulmuş hafiflemiştim artık. Başımı kaldırdığımda bana doğru koşan o saf küçük kızı gördüm. Kollarımı açıp kucağıma davet ettim onu. Saflığım sevinçlerini de almış koşuyordu kollarıma. Aklımda bir sürü güzel anı ve ben, artık derin bir uykuya dalmıştık...

Unutmak mı dediniz? Unutmak istediklerimi hatırlayamadım da...

 

Sebahat Şahin

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

www.starhaber.tv Çözüm Medya Grup kuruluşudur.