Mustafa Sefa Güvenir

Mustafa Sefa Güvenir

m.sefa@starhaber.tv

İnsana düşman olarak kendisi yeter...

İnsana düşman olarak kendisi yeter. Ancak biraz dış etkenlerden bahsederek başlamalı anlatmaya.

Bu üstünde çok düşünülmesi gereken bir konu işte, yoğun iş hayatı, anakent götürüleri, akışın içerisinde kaybolmama mücadelesi gibi birçok aşındırıcı var hayatımızda. Ruhsal, zihinsel, bedensel tüm stres yığınları altında ezilmemek ne mümkün? Sessizliğin ve doğanın bahşettiği huzuru, ancak bahşediliş esnasında hissedebiliyoruz. Gürültüden sonra sessizliğin, hastalıktan sonra sağlığın, dinlenmeye başlayınca yorgunluğun ne demek olduğunu daha iyi algılıyoruz.

İnsan her ne kadar şehrin beton, metal, dijital ve frekansın bir parçası gibi görünse de, aslında gayet organik yaratılmıştır. Hayatımızı kolaylaştırmak, hızlandırmak adına yaptığımız istisnasız hiçbir şey, doğamıza uygun değildir. Oysa tüm bunlar şehir insanlarının dahası günümüz çağdaşlarının hayatlarına adanmamış mıydı? Şimdi insanlığın hizmetine adanan bu enstrümanlara, biz insanların aidiyet duygusu nedir peki? Yani onlar bize değil de biz onlara adanmış gibiyiz.

Sabah erken kalkıp düz koşu sonrası duş alıp işe gitmek mi? Yok bu bizde olmuyor henüz, belki belediyelerin çoğu bunun için bir takım aletleri (Çocuk oyun parkı gibi de olsa) koyuyor sahil boylarına, ancak bu hizmeti veren belediye de çok az, bu bilince sahip kişi de çok az. Hiçbir spor salonunun veremediği organik oksijeni teneffüs ederek, sabahın köründe koşmak fikri, spor yapmak, güne zinde başlamak, bu toplumda kaç kişinin harcıdır acaba? İnsan için en gerekli olan doğru teneffüs, doğru su tüketimi, hayati tüm meselelerin en önünde gelen ilk iki madde ve toplumun oranına vurulduğunda ne oluyor dersiniz? Emin olun orantısız bir oran bu.

Nefes alıp vermeyi, su tüketimi miktarı, yani hayatın ilk iki ana maddesi konusunda bu kadar bilinçsiz bir toplum nerde, spor yapacak zamanı kendisine ayıracak kadar erken kalkan toplum nerde? Akşam yemeği sonrası, merakla beklediği o diziyi cips tüketerek tüketen ve gecenin geç saatlerinde yatağına giren bir kimse, sabahları beş dakika yatakta kalmayı kendisine kar sayacaktır. Düzensiz beslenme, uyku, beden, zihin, ruh ikliminin başlıca düşmanlarıdır ve korkarım ki toplumun büyük bir bölümü bundan dolayı da hastalıklıdır. Her yıl, milyonlarca lira harcanan sağlık tesisleri ve genel giderlerinin yarısı bir maliyet ile muhakkak ki bilinçlendirme platformları kurulabilir, bilinçlenen insanlara sağlık tesisleri yerine spor tesisleri inşa edilebilir. Ki şuan sadece İstanbul da birçok spor tesisi kurulmuş, halkın hizmetine sunulmuştur. Nedendir bilinmez, tesisler kulaktan kulağa yayılsın da, bir anda yığılma olmasın diye midir bilinmez, bu konuda gerek büyükşehir belediyesi, gerekse de ilçe belediyeleri oldukça ketum.

Sağlıklı zihin sağlıklı bedende bulunur sözüne sonuna kadar katılıyorum, sağlıklı toplumlar da ancak sağlıklı bireylerin omuzlarında yükselecektir.

Elbette ki sadece spor değil, sosyokültürel alanlarda da birçok bilinçlendirme platformları kurulmalı, insanlar bunlardan haberdar da edilmelidir. Sanat, tarih, okuma sevgisinin arttırılması, aptal kutusu televizyonun yerini daha şeddeli alan internet kullanımının daha yararlı hale getirilmesi gibi konuların da sıklıkla ele alınması gereken konular.

Bahse konu tüm bu değerler eskiye kıyasla çok daha fazla ele alınıyor, bunu inkar edemeyiz, lakin insanlara duyurmak konusunda belediyelerin üzerine çok daha fazla görev düşmektedir. Zira artık dördüncü dönemin içerisinde yer alan belediyeler, sadece bayındırlık, iskan, taşımacılık gibi konularda değil, halkı bilinçlendirmek daha sağlıklı nesiller yetiştirmek üzere kolları bir an evvel sıvamalıdırlar.

Peki, bu noktada biz ne yapacağız? Central Park’ da her sabah mesai öncesi düz koşu yapan Amerikalılara özenerek bakmaya devam mı edeceğiz? Bugün, değil elektrik, interneti olmayan neredeyse köy kalmadı. İnternet sabah yapılması gereken egzersizleri anlatan videoları da barındırıyor, su tüketim bilincini de veriyor, nefes alma tekniklerini de gösteriyor artık. Neden sadece memlekette neler oluyor peşinden koşuyoruz? Devlet başımızda, ekonomik veriler iyi, eskisine kıyasla normalleşen ve demokratikleşen bir Türkiye var. Peki bedenimiz de bizim memleketimiz değil mi? Aklımız bedenimizin devleti değil mi? Uzuvlarımız o devletin milleti değil mi? Nasıl ki memleket düşmanlarına karşı her an tetikte bir milletiz, yoğun stres, zihinsel, bedensel ve de ruhsal yorgunluk, bedenimiz olan vatanın düşmanları değil mi?

Biz düşmanlarımızı şu ülke bu ülke olarak düşünüyoruz sadece, bu kısmen doğru, sınırlarımızın ötesinde pek çok düşmanımız, vatanımıza göz dikmişler, pusuda bekliyorlar bir kaos çıksa da, bölüşsek tekrar diyerek, hatta içerideki hainleri de çok kullandılar, kullanıyorlar da. Ancak düşmanın silahı her zaman tank, tüfek, asker değildir; hayatınıza değer katacak, farkındalık oluşturacak tüm gereçleri size ertelettirmek pahasına, toplumun yedisinden yetmişine altın tepside, internet, televizyon gibi silahlarla sunmaktadır.

Bize fiziksel olarak saldıran tüm devlet ve teröristlere karşı, memleketimizi koruyan kadim ve buna bağlı olarak büyük bir devletimiz var çok şükür. Ancak aklımızı, zihnimizi, ruhumuzu kirleten, oyalayan beden memleketimizin tek savunucu sınırların, üstelik de sizlerin tahminlerinden çok daha içeride bir yerlerde, ona karşı kullanacağınız silahlarınız ise; Bilinciniz, farkındalığınız, öğrendiklerinizi hayata geçirmeniz, çevrenizdeki tüm insanlarla paylaşmanızdır. 

Mustafa Sefa Güvenir

m.sefam@gmail.com

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

www.starhaber.tv Çözüm Medya Grup kuruluşudur.