Mustafa Sefa Güvenir

Mustafa Sefa Güvenir

m.sefa@starhaber.tv

Çocuk İstismarı

İç mekân ses tonuyla mırıldanarak, neşe içerisinde hazırlanıyorsun güne. Hava sıcak, yakışıklısın/güzelsin ya da öyle hissettiğin günlerden bir gündesin, takıp kulaklığı çıkıyorsun evden, dinlediğin müzik öyle canlı ki, araba kullanıyor olsan kesin biraz daha gaza basardın türünden. Sanırsın ki dünya kocaman bir televizyon ve ekranda sen varsın. Ergenlik geride kalalı çok olsa da, bir hayli hızlı akıyor kanın damarlarında. Daha az kalabalık olan şehrin çelik, cam, beton yığınları arasında akmak dahi bugün pek bir hoş, “rağmen” seviyorsun hayatı bugün. Müzik susuyor, bülten okunuyor, yurttan dünyadan haberler, sonra parça tesirsiz, gözyaşı bombası atılıyor ülkenin tam sinesine, “hadi rağmen sev dünyayı” diyorsun söz yaşları içerisinde. Kapatıp mutluluk kitapçığını, açıyorsun sayılı hüzünler kitabını orta yerinden, göğsü genişleterek giren nefeslerin aralıkları kısalıyor, iki erkek çocuk babası olarak, Kadıköy Moda sahilindeki kayalara oturup denizi seyretmeyi bahane edip, akıtıyorsun gözyaşlarını ufkun cebine. “Ulan bu ne yaman bir acı, ne çetin bir sınav, acının nirvanasını yaşamaktır ve kalan ömründe bir daha gülmemek tutulmasıdır bu ancak” diyorsun burnunu çekerek. Sabır üstüne sabır diliyorsun ölen yavrularının ana babasına…

Çok geçmeden o yavruyu bulan cinayet masası ekiplerinin, otopsisini yapan doktorun, cenazesini yıkayan gasılhane görevlisinin, tüm insani duyguları bir yana bırakarak görevlerini, hakları ile yerine getirdiklerini, en zor görev ise evladını toprağın sinesine veren babanındır diye düşünmeden edemiyorum.

İnsan yedi iklimden oluşan tek coğrafyadır, yedi iklim ile kurarak duygudaşlık, karıyorum mürekkebi sözyaşlarına bandırıp, kesiyorum kelimeleri liğmeliğme. Kim, hangisini beğenirse, buyursun alsın diye, gözyaşı rengi kadar taraflı, Hak kadar yalın, elim kadar çıplak, bir baba kadar bile değil, sadece insan olmak hasebiyle, nasibiniz kadar kendime düşen görevi yapıyorum işte, ben de ya-zı-yo-rum!

Hani müellifsin ya, şeytanla da duygudaş olmak zorundasın, rahmani olanla da, bir sağındaki ile bir solundaki ile yani. Çünkü kısacası “insandır yapar” dedirten o dürtü bazen şeytanın hayretini bile şaşkına çevirecek kadar zalim, melekleri kıskandıracak kadar yüce bir kimlik, her ikisinin de ortasında kalmış çekişmede zafer kimindir bilinmez ama mağlup olanlar hep çocuklar maatteessüf.

Psikolojide ya da terminolojide nasıl adlandırıldıkları, tanımlandıkları toplumsal manada da, benim açımdan da hiç önemli değil, ister sapık, ister pedofili, ister psikosematik olsun umurumda değil, idam edilmesi gereken bu sapkınlar lehinde tek bir kelime yazamam. Bunu baştan belirteyim de şurada dursun, kimse ile bu noktada duygudaşlık kuramıyorum, mesele bir yerde fıtrat meselesidir, şeytanın bile çırak çıktığı bu gibi durumlarda.

Bir demogog olsaydım ya da duygu sömürü uzmanı, hani şu gazetelerin üçüncü sayfa manşetlerinden sorunlu müelliflerden, bolca sapıkları lanetler, insanlığın yüzkarası olmak üzerine edebiyat parçalardım, ancak parçalanan yürek olunca, iş değişiyor işte, insan bir yerde mesul hissediyor kendini. Yani polisler kanıt toplarken, savcı tutanak yazarken, doktor otopsi yaparken nasıl canı yanıyorsa, yakacağım yazarken benim, okurken sizin canınızı, mesul hisseden diğer gam bir kardeşiniz olarak.

Toplum olarak, bir an evvel üstümüze düşeni yapmalıyız. Bu tip olaylarda, gündem oluştururken, fotoğraflı paylaşımlar, diğerlerinin vicdanına çaktırmadan tecavüz ederken, çaktıra, çaktıra bunu ıskalayanları eleştirmek istiyorum. Sahi, neden resimli çocuk cesetleri paylaşımları? Korku filmlerinde bile çocukların öldürülmeleri, tecavüz sahneleri çekilmez, biz de ise gerçekler olduğu gibi, kare, kare fotolarla, harf, harf acı sözlerle paylaşılıyor. Ne ölen yavruya, ne kalanlarına, ne de topluma hiçbir faydası olmayan bu paylaşımlar, içimizdeki başka psikopatların cilalı duyguları mıdır? Yoksa tribünlerden gelecek alkışlar için “Benim acım hepinizden büyük, ben hepinizden daha duyarlıyım” içeriği mi muhteva ediyor aklınızca?

İnsanların gayri meşru suçlarını, günahlarını meşrulaştırma temayülüdür bu ancak… Kötülüğün kötü bir tarafı da bu kadar sinsi olmasıdır işte, lanetlediği şeyin lanetlenme üslubu üzerinden de yayılır toplum içerisinde.

Evet, sosyal platformlardan bunu taglar açarak, kelimelere dökerek paylaşalım ama bataklık başka haşaratlar da üretmesin diye, önce kendimize, sonra topluma, sonra da öldürülen masumlara karşı duyarlılıklarımızı gösterelim. Bu yazının devamında, millet, devlet olarak neler yapabiliriz’ i yatıralım kalemin ucuna…

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar

Zeynep @Gül

11 Temmuz 2018 09:31

Gönlünüze, kaleminize, ferasetinize sağlık kıymetli Mustafa Sefa yazarımız. "Duyarlı yazarlar toplumların hamisidir" başlığı altında yazarlarımızın böyle konulara (toplumların bilinç altına vahşeti aşılama planları ) hassasiyetle değinmeleri bizleri sevindirmektedir. Siz değerli yazarlarımızın bu konulardaki bildirimleri emin olun ki, yeni dünya düzeni dedikleri algı operasyonlarıyla toplumları mahfetmeye yönelik yapılan çalışmaları bertaraf edeceğine inanmaktayım. İyi çalışmalar dilerim.

Ayla koç @Cocuk istismari

08 Temmuz 2018 18:54

Mustafa Sefa Guvenir hocam kaleminize saglik gercek anlamda bu konuda bircok kisinin dusuncelerini kaleme almissiniz

Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

www.starhaber.tv Çözüm Medya Grup kuruluşudur.

www.starhaber.tv haber sitesinin Star Gazetesi ve Star Televizyonuyla hiç bir ilgisi yoktur.