Mine  SARMIŞ

Mine SARMIŞ

mine@starhaber.tv

TOPLUMU, ŞİZOFRENE Mİ BAĞLADILAR ?

Neredeyse her gün karşımıza çıkar oldu bu şizofren adı verilen hastalık.

Haberlerde, hiç ummadığımız komşumuzda,  akrabada, arkadaş çevremizde o kadar sık rastlar olduk ki… Teşhis konulmuşlar ayrı, bir de henüz teşhis konulmamışlar var ki, asıl orada alıyor bizleri bir düşünce.

Toplumlarda en sık rastlanan ruh hastalığı sıralamasında ilk sıralarda yer alan Şizofreni, ciddi bir toplumsal deformasyonun odaklarından gibi görünse de, ön yargılı yaklaşımlar da hastalığın seyrini değiştiriyor maalesef. Bilgisizlikten ve önyargıdan dolayı oluşan yozlaşma ve küfür gibi kullanılan Şizofren kelime algısını doğruya yöneltmek ve tehlikeyi gidermek için bir dizi çalışmalara ihtiyaç vardır.

Şizofreni bir beyin hastalığıdır ve yaşam kalitesini düşüren en önemli hastalıklarından biridir.

Kişiyi gerçeklerden, dış dünyadan koparıp, kendi içe kapanık dünyasında yaşatan, düşünce, idrak, konuşma ve davranış problemlerine yol açabilen bir beyin hastalığı olan şizofreni, toplumun hakkında en az bilgi sahibi olduğu hastalık olarak da değerlendiriliyor. Düşünme, algılama ve duygulanım bozukluklarıyla ilgilidir. Kişinin çevresinde olup bitenleri değerlendirme biçimi, olaylara bakışı, diğer insanlarla ilişki hastalığın etkisi ile tekrar şekillenmektedir. Şizofrenide kişi gerçek dünya ile kendi bozulmuş düşünce dünyasını aynı anda ve uyanıkken yaşar. Doğru algılama ve yorumlama biçimleri onun için yabancıdır. Kişinin önceden değer verdiği kavramlar anlamsız hale gelirken kendi dünyasında yarattığı değerler, korkular, düşünceler ön plana çıkar. Toplumdaki bilgi eksikliği ve anlayışsızlık karşısında hastaların ve hasta yakınlarının yaşadıkları zorluklara çözüm üretmek, fikir alışverişinde bulunmak ve kamuoyuna hastalık hakkında bilgi alış verişinde bulunmak temel bir görevdir aslında.

Sanrılar, hezeyanlar, dezorganize düşünce, katatonivs gibi belirtilerden oluşan pozitif semptomlar ile duygu küntlüğü, konuşma içeriğinde fakirleşme, uygunsuz duygusal tepkiler, sosyal içe çekilme vs gibi belirtilerden oluşan negatif semptomlar ve dikkat, hafıza, öğrenme, kavrama, soyutlama ve planlama becerisi vs. gibi yüksek seviyeli bilişsel işlevlerde ortaya çıkan yetersizliklerle kendini gösteren kognitif belirtiler.

Psikofarmakolojik tedavinin keşfiyle birlikte 1950’lerde şizofrenideki tedaviler antipsikotik ilaçlarla halüsinasyon ve sanrılar gibi pozitif semptomlara yoğunlaşmıştı. Fonksiyonel iyileşmenin negatif semptomlarla yakın ilişkisi gözlemlendikçe tedavinin hedefi 1980’lerde anhedoni (zevk alamama), irade yitimi ve apati (duygusal küntlük) gibi negatif semptomlara kaydı. Pozitif semptomlar ve bir dereceye kadar negatif semptomlar psikofarmakolojik yöntemle tedavi edilebilmelerine rağmen günlük yaşam becerileri, sosyal alanda ve iş alanlarındaki fonksiyonel iyileşmelere dair “bağımsızlıkla” ölçülebilecek türden bir gelişme ve ilerleme sağlamadı. Şizofreni hastalarında kognitif bozuklukların hastalığın fonksiyonel sonuçlarıyla yakından ilişkili olduğunun gözlenmesiyle birlikte 1990’larda, tedavinin odağı kognitif bozukluklar olarak tekrar belirlendi ve hastalığın temel ve kalıcı bir özelliği olarak kabul edildi.

Fonksiyonel iyileşmedeki yetersizlik klinisyenlerin önünde aşılması gereken bir zorluk olarak duruyordu. Bu noktada psikofarmakolojik tedavinin yanında bilişsel rehabilitasyon müdahaleleri ve ona katkı sağlayacak sosyal beceri eğitimi, iş ve uğraşı terapileri, psikoeğitim ve aile terapileri gibi psikososyal tedavi yöntemleri devreye girdi. Son yıllarda bilişsel rehabilitasyona yönelik müdahale yöntemlerinin etkinliğini araştıran çalışmalar hastalığın iyi seyri ve etkili sonlanımında bu yöntemlerin önemini şüpheye yer bırakmayacak şekilde göstermiştir. Şizofreni tedavisinin bulunmasına az kaldığını ifade ediyorlarsa doktorlar vardır bir bildikleri.

Toplumdaki şizofreniyle ilgili ön yargıları kırmak gerek. Devlet tarafından her il ve ilçelerde toplum temelli ruh sağlığı merkezleri, kimsesiz şizofrenler için barınma evleri açılmalı. Bu hastalık kişisel değil, toplumsal bir sorun. Kalıcı bir şeyler yapılmalı. Neredeyse bütün yük, maddi ve manevi hasta yakınlarının üzerinde.

 Korumalı yaşam evleri ve korumalı işyerleri hayata geçirilmeli. Ön yargılar değişmeli ki toplumda gelişsin. Yargılamak, ayıplamak, kaçmak çözüm değil. Herkesin biraz daha duyarlı olması gerekir.

Toplum bireylerden oluşur ve o bireylerin yaşam standartlarının düzeltilmesi gerekir. Ki hastalıklar baş göstermesin, hastalıklar mevcutsa da, doğru yolda gidilsin. Ekmek, su, barınma vb temel ihtiyaç gibidir ruh sağlığı.

Velhasıl;

  ‘’Şizofrene bağlamayın, hayata bağlanın.’’

Sevgi ve saygılarımla.

__________________Mine  SARMIŞ

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

Star Haber Haber Sitesi Çözüm Medya Grup kuruluşudur. | www.starhaber.tv