ŞEKER HASTALIĞI (DİABETES MELLİTUS)
Reklam
Reklam
Erhan OKTAY

Erhan OKTAY

ŞEKER HASTALIĞI (DİABETES MELLİTUS)

18 Şubat 2019 - 03:04

Şeker Hastalığı; vücudun şeker dengesinin sağlanamadığı ve hücrelerin ihtiyaç duyduğu şekerin,hücrelere giriş işleminin gerçekleştirilemediği, dolayısıyla kanda şeker düzeyinin sürekli yüksek olduğu metabolik bir hastalıktır.

Kan şekerinin iki temel kaynağı bulunmaktadır. Birincisi günlük yaşantımızda beslenmek amacıyla almış olduğumuz gıdalardaki şeker, diğeri ise karaciğerde depolanan şeker yani (Glikoz)’ dur. Kan şeker düzeyi başta pankreastan salgılanan insülin homonu olmak üzere vücudumuzdan salgılanan pek çok hormon tarafından kontrol edilmekte ve kontrol altında bulundurulmaktadır.

Şeker hastalığı, tıpta diabet olarak adlandırılmakta ve kan şeker seviyesinin sürekli yüksek olması, ihtiyaç duyan ve onu enerji kaynağı olarak kullanması gereken hücrelere girememesi sonucu oluşan ve sürekli kan şeker seviyesi yüksek olan çok önemli bir hastalıktır. Kan şeker düzeyinin sürekli yüksek olması, başta vücudun yapı taşları olan hücre ve proteinlere, dokulara, organ ve sistemlere zarar verir.Şeker hastalığının vücuda vermiş olduğu zarar çok fazladır. Damarlardan sinirlere, gözlerden kalbe, kulaklardan kaslara kadar pek çok organlarımıza zarar verir. Zarar vermediği organımız aslında pek yok gibidir.

Şeker hastalığı, pek çok nedene ve iki temel mekanizmaya bağlı olarak oluşur. Birincisi, vücutta şeker metabolizmasını düzenleyen ve kan glukoz düzeyini kontrol altında bulunduran İnsülin hormonunun yetersizliği. İkincisi ise, yeterli insülin üretimi olmasına rağmen insülinin etkisini gösterememesi yani insülin direnci oluşmasıdır. Hastalık açısından risk grupları olarak, fazla kilolu ve obezbireyler, yüksek tansiyonu olan bireyler, ileri yaş, aile öyküsü, genetik yatkınlık, kolestrol seviyesi çok yüksek olanlar, tümöral ve kistik hastalıklar, gebelik döneminde annenin şeker hastalığı öyküsü, hareketsiz sabit yaşam, egzersiz yapmamak, insülin direnci yüksek olanlar ve glukoz toleransının bozulması gibi gerekçeler insanlarda şeker hastalığı oluşmasına neden olabilmektedir.

Şeker hastalığında görülen belirtiler, çok yeme, çok su içme, çok idrara çıkma, sinirlilik, çabuk yorulma, halsizlik, zayıflık, ağız kuruluğu, yavaş iyileşen ve iyileşmeyen yaralar, geç iyileşen enfeksiyonlar, diş etlerinde ağrı, kızarıklık ve hassasiyet, erkeklerde cinsiyet hormon bozuklukları ve cinsel fonksiyon bozuklukları, el ve ayaklarda yanma, uyuşma ve karıncalanma, bulanık ve karıncalı görme gibi belirtiler görülmektedir.

Şeker hastalığı Tip-I ve Tip-II olarak ikiye ayrılmaktadır.

Şeker hastalığı Tip-I, insülin salgısının az olmasından yada hiç olamamasından kaynaklanmaktadır, durum böyle olunca da kan şeker düzeyini belirleyen insülin hormonunun olmaması halinde, glikoz yani kan şeker düzeyi düzenlenemez ve kan şeker düzeyi yükselir ve şeker hastalığı gözlenir. Bu tip en çok zayıf ve normal kilolu insanlarda, 30 yaş öncesi dönemde ve aniden ortaya çıkar.

Şeker hastalığı Tip-II, ise kan şeker düzeyini düzenleyen insülin hormonu yeterli miktarda var ancak insülin direnci olduğu için insülinin kullanımı ve fonksiyonelliği etkinlik kazanamamaktadır. Yani dokular ihtiyaç duymuş olduğu kan şekeri (glikozu) kandan alıp kullanmaz ve kandaki şeker düzeyi sürekli olarak yüksek olduğundan yine şeker hastalığı gözlenir. Bu tipinde genellikle genetik yatkınlık çok önemlidir. Aşırı kilolu ve obez bireylerde görülür, sinsi seyreder ve hiçbir belirti göstermeyebilir.

Şeker hastalığının teşhisi, açlık kan şekerinin 126 ml/dlsınırının üzerinde olması ve yapılan iki testte bu hususun onaylanması, herhangi bir anda alınan kan şeker düzeyinin 200 ml/dl üzerinde olması ve iki ayrı testle bu durumun onaylanması, şeker yükleme testi sonrası kan şeker düzeyinin yapılan analiz neticesinde 200 ml/dl üzerinde olması ve HbA1c testi, yani glikoza bağlanmış hemoglobin (a1c) bileşeninin ölçülmesiyle kan plazmasındaki glikoz şekerinin yoğunluğuve bağlanma durumu tespit edilir.Eğer bu testte de, değerin 6.5 ml/dl üzerinde çıkması ve “bu dört testten herhangi birisinin pozitif çıkması durumunda şeker hastalığı teşhisinin konması ” yeterli olmaktadır.

Şeker hastalığında, birde çok önemli olan bir nokta gizli şeker olayıdır. Gizli şekerde, bireyler şeker hastası değil ama beslenme ve yaşantısına gerekli dikkat ve özeni göstermemesi halinde her an şeker hastası olabilirler. Çünkü gizli şeker tespit edilen kişilerin, kan şeker değerleri üst sınıra çok yakın anlamı taşımaktadır. Bu bireylerde de, açlık kan şekerinin 100-125 mg/dl, şeker yükleme testi sonrası 2. Saat sonrası kan şeker düzeyinin 140-100 mg/dl ve HbA1c (3 aylık şeker) seviyesinin ise, 5,7-6,4 mg/dl arasında olması bireye gizli şeker teşhisi konması için yeterli görülmektedir. Bu kişiler her an şeker hastası olabilirler.

Şeker Hastalığının tedavisinde ise, Tip-1 şeker hastaları ömür boyu insülin kullanmak zorundadır ve yaşam biçimine beslenme alışkanlıklarına da dikkat etmek zorundadır. Tip-2 şeker hastaları da ağızdan alınan ilaçlardan insülin kullanımına kadar ilaç kullanma durumları söz konusu olabilmektedir.

Bu yazı siz değerli okurlarımızın, hastalıkla ilgili olarak merak ettiğiniz soruların aydınlatılması maksadıyla hazırlanmıştır. Bütün okurlarıma sağlıklı, sıhhatli ve esenliklerle dolu şeker hastalığından uzak ömürler dilerim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum