Elçin KİREMİT

Elçin KİREMİT

elcin@starhaber.tv

HOŞÇA KAL JONATHAN! HOŞÇA KAL ÖĞRETMENİM!

Sabahın erken saatlerinde annemle birlikte  resim atölyesine gidip okul saatimin gelmesini bekleyeceğim sıradan gibi görünen günlerden biriydi aslında. 

Üst kat komşunun nedense hep bizim evden çıkış saatimize denk getirdiği sofra silkeleme işlemi sonrasında üzerime dökülen kırıntılardan tutun da caddenin karşısındaki manavın ağzının bir kenarına tutuşturduğu sigarayla söylene söylene dizdiği kasalar, duraklarda bekleyen yüzler...

Sanki yıllardır seyrettiğim bir filmin değişmeyen oyuncuları gibi yerlerini almışlardı.

Hatta saçıyla, makyajıyla, gözlüğüyle, giyim tarzıyla az önce hippilerin partisindeymiş de yanlışlıkla bizim atölyeye düşmüş gibi duran ama ismini ve tarzını hiçbir zaman bağdaştıramadığım Kezban abla bile elindeki fırça, yüzündeki gülümsemeyle yerini almıştı atölyede. 

Okula gitmeme bir iki saat vardı. Annem ve tüm ekip atölyenin arka kısmında. Bense yığmışım boş bir masaya yarım kalan ödevleri. Arada sıkılıp kalkıyor; Kezban ablanın fırçasını alıyor en azından bir yaprak çizmeye çalışıyor ama attığım her fırça darbesiyle seramiğe işkence çektirdiğimi düşünüp geri bırakıyordum. 

İşte o an tam masaya oturacakken bir kitap ilişti gözüme. Nedir bu? diye tam elime almış bakınırken sen girdin içeri.

- Küçük Hanım, kimse yok mu atölyede?

Hem bir başkasının gözünde "küçük" sıfatıyla nitelendirilmeme hem de karşında durduğum halde kimse yok mu? diye sormuş olmana içerlenip kızgın bir ifadeyle:

Buyrun işte; ben varım, demiştim. 

- Hadi o zaman küçük hanım! Gel de şu arabadaki iadeleri taşımama yardım et. 

Nasıl yani? Ben mi yardım edeceğim size?

- Biraz önce dedin ya "Ben varım" diye. 
Gel işte; tut bir köşesinden şunların.

Aslında kimse yok benden başka.
Biraz beklerseniz gelirler demiştim; mahcup bir şekilde.

Gülmeye başlamıştın. 

Sonra elimde olduğunu bile unuttuğum kitabı işaret ettin gözlerinle.

Aferin sana! Ne okuyorsun; adı ne kitabının? 

Ne kitabı?

Ah be çocuk! Elinde tuttuğun kitap? Adı ne? 

"Ah be adam" diyordum içimden. Ah be adam! 

Sana ne elimdeki kitaptan. Az önce masada buldum kitabı. Kesin bizim Kezban'ın kitabıdır. Sırf sen "Aferin kitap okuyorsun" dedin diye bozuntuya vermiyorum. 
Hem söylesem şimdi adını; bilecek misin? Okudun mu hiç? diye geçiriyorum içimden.

Baktın ki yanıt yok; durduğun kapıdan dışarıya bakıp: 

"Ne de güzel kokuyor ceviz ağaçları!" dedin. 

Yaklaştım kapıya. Bakındım şöyle bir çevreme. 
Bir tane bile ceviz ağacı yok.

Ne alâka şimdi? Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz? dedim.

Gülümsedin.

Elindeki kitap çocuk! Elindeki kitap, ceviz ağaçlarının altında yazıldı. 

Eğer o kitabı okumuşsan ceviz ağaçlarının kokusu çoktan sarmış olmalıydı her yanını.
Madem ki sarmamış; okumanın da anlamı yok!
Ama yerinde olsam kokusunu burnumda hissedinceye hatta kendimi bir ceviz ağacının altında buluncaya dek okurum o kitabı. 

"Şimdi sana altı gün süre. Eğer bu kitabı altıncı günün sonunda bitiririm diyorsan ben yine buraya geleceğim."

dedin ve hemen arkamdan annemin sesi geldi. 

Aaa Kadir Bey, hoş geldiniz! Umarım çok beklememişsinizdir?

Yoo, dedin. Biz de kızınızla kitaplar üzerine konuşuyorduk.Kızınız tam bir kitap kurduymuş meğer" dedin ve göz kırptın bana aslında o kitabı hiç okumadığımı anladığını imâ ederek!

Şaşırdım bir an. Her gün okul saatine kadar burda olmama rağmen neden görmemiştim seni?

Kızım sen hala burda mısın? dedi annem. Gecikmiştim okula. 

Görüşürüz, deyip elimdeki kitabı da telaşla çantama atıp okula gittim ve her tenefüste  okudum o kitabı.

O gün tek isteğim bir an önce eve gidip burnumun dibinde ceviz ağaçlarının kokusunu hissedinceye kadar o kitabı okumaktı.

Öyle de oldu. Arada bir mola verip pencereyi açıyor; gökyüzüne, aya, yıldızlara bakıp onları daha önce hiç bu denli kusursuz bir denge ve düzen içinde görmediğime şaşıyordum. 

Tesadüf olabilir mi? diyordum o gece.
Tesadüf olabilir mi bu düzen, bu eşsiz tasarım?

Her şey, böylesine bir düzen içindeyken benim bugün bu kitabı elime alışım, senin ağır aksak adımlarla atölyeye girişin ve benim bunca saat bu kitabı okuyor olmam tesadüf olabilir miydi?

Olamazdı Kadir Abi! Olmamalıydı. 

O kitap, "Genç Werther'in Acıları" ikinci günün sonunda bitmişti. İlk kez bir kitabı bu denli isteyerek, hissederek okumuştum. 
Sadece ceviz ağaçlarını mı Werther'in ölümüne kadar tüm acılarını içimde hissederek okumuştum. 

Bekledim; altıncı günü bekledim. Senin verdiğin sözü unutmuş olabileceğini bile düşünerek! Ama geldin!

O kitapla ilgili sorabileceğin her türlü soruya bir yanıtım olacak şekilde karşındaydım artık!

O gün uzun uzun bahsettik Lotthe'den... 

Giderken bir kitap çıkardın yine; oldukça güzel bir ambalaj içinde.

Nasıl mutlu olmuştum bir bilsen! 

Yeni Hayat'tı kitabın adı ve hemen arkasında şöyle yazıyordu:

"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti."

Küçük Hanıma, Elçin'e sevgiler...
                                              Kadir Çinkılıç

Bir serüven daha başlamıştı benim için. Romanın kahramanı Osman gibi bir yolculuğa çıkacak ve Canan'ı arayacaktım artık! 

Sonrasında "Kara Kitap", sonrasında bir Martin Eden, sonrasında Ernest Hewingvay, Şibumi, Dostoyevski, Kafka, Gogol, Halil Cibran ve dahası, dahası... 

Sadece kitap mı? 

Bir gün sohbet arasında  60' lı yılları bilir misin çocuk? dedin.

Nereden bileceğim Kadir Abi? dediğimde 
Beatles'ı uzatmıştın elime. 

Evet, o zamana doğmamış olabilirsin ama o zamanı  bilmek zorundasın çocuk! demiştin. Bir zamanı anlamak için müziğini dinle. O sana bir ipucu verir demiştin. 

Evet, şu an 60'lı yılları yaşamasam da senin sayende biliyorum artık. Vivaldi'nin Dört Mevsim'ini, Beethoven'ı, Mozart'ı ve sayamadığım onlarca şaheseri de biliyorum senin sayende. 

Her defasında yeni bir kitapla, her defasında yeni bir dünyayla tanıştırdın beni. Bir çiçeğe nasıl her gün su verirsin; büyüdüğünü, serpildiğini görünce nasıl mutluluk duyarsın? Senin de bendeki değişimi her görüşünde duyduğun mutluluğu okuyabiliyordum artık  gözlerinde.

Ne güzel günlerdi! 

Seninle geçirdiğim her an; şu anki hayatıma uzattığın bir merdiven gibiydi. Bazen sendeliyor, bazen düşüyor ama her defasında bana uzattığın ellerinle heyecanla tırmanıyordum basamakları.

Şimdi söyle bana tesadüf müydü her şey? Onca yıl sonra bile okuduğum her kitabın satır aralarından sen bana gülümserken, attığım her adımda o olsaydı şöyle düşünürdü derken? Seni tanımadan önce on iki dersinin dokuzu zayıf bir öğrenciyken....

Tesadüf olamaz onca yaşadığım ama şu an bir mucizeye inanmak istiyorum. Bir Jonathan olmanı. Bir gün gökyüzünde uçmaktan yorulur da bir ceviz ağacının altında dinlenmek istersen ben hep orada on üç yaşımla bekleyeceğim seni. 

Werther, yine o ceviz ağacının altında mektuplar yazacak.

Martin Eden'in sonu bilge bir yalnızlık bir de ölüm olmayacak.

Okuduğum hiçbir romanın sonu ölüm 
olmayacak!

Katya, en güzel giysilerini senin için giyecek.

Ben, "Gidersen Yıkılır Bu Kent" diyeceğim.

Sen, "Belki Bir Gün Yine Gelirim" deyip çıkıp geleceksin. 

Ben, sana "Nasıl güzel kokuyor ceviz ağaçları" diyeceğim. 

Sen, yine gülümseyeceksin bana.

Hoşça kal gizli kahramanım! 

Hoşça kal en güçlü yanım! 

Hosça kal bilge insan!

Hoşça kal mürekkebimin hüzün kokanı ! 

Hoşça kal Jonathan!

Hoşça kal ÖĞRETMENİM!

Hoşça kal Kadir Çinkılıç!

Elçin KİREMİT

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

www.starhaber.tv Çözüm Medya Grup kuruluşudur.

www.starhaber.tv haber sitesinin Star Gazetesi ve Star Televizyonuyla hiç bir ilgisi yoktur.