Alanur ÖZALP

Alanur ÖZALP

alanur@starhaber.tv

ÇOCUĞUNUZA ÖZ GÜVEN KAZANDIRMA

İnsanların yaşamlarında öz güven çok önemlidir. Her insan yetişme çağlarında aranan, istenilen, planlanmış ve beklenilen bir çocuk olarak dünyaya gelmeyi ister. Çocuklar dönemini arzulanan bir bebek olarak geçirmiş olan bireylerde kendine güven daha kolay oluşacaktır. Bu çocuk yetişkin yaşlara geldiğinde ise kendine güvenli olacağı için ev ve iş ortamında başarılı olacaktır. Başarılı olmanın ilk şartı  kişinin medeni cesaretinin olmasıdır. Medeni cesareti olan kişi girişim yapar ve sorumluluk alır. Sorumluluk almaktan mutludur. Gereksiz korkuları yoktur. Sorumluluk alırken kontrollerini koyar. Sınırlarını çizer. Gereksiz ve kaldıramayacağı kadar yük almaz.

Özgüvenin ilk temeli bebekle annenin koşulsuz ilişkisiyle başlar. Bebeğin ilk yıllarında annesini emerken farkına vardığı temel güven duygusudur. Bebekler annelerindeki şevkat, sevgi, kaygı, telaş, öfke, üzüntü gibi duyguları algılarlar. Çiftler çocuk sahibi olmaya karar verdiklerinde sorunlarını çözmelidir. Çocuk sorunlarla kafası karışmış mutsuz bir aile ortamında dünyaya gelmemelidir. Bebeğin dış dünyaya olan izlenimleri annenin yansıttığı duygular yoluyla olur. Bebeklik döneminde temel güven konusunda ilk yıllarda anne ile olan ilişki ön plana çıkar. 2-6 yaş döneminde devreye baba ve tüm aile bireyleri girer. Günümüzde büyük şehirlerde aileler çekirdek aile şeklinde oldukları için çocuktaki temel güven duygusunu geliştirmek anne ve babaya düşer. Aileler biz çocuklarımıza sıkıntımızı, zorluklarımızı belli etmiyoruz derler. Çocuklar bebek olsalar bile ailede bir takım sorunlar olduğunu rahatlıkla algılarlar ve fark ederler. Mimikler ve ses tonu onları her zaman ele verecektir. Çocuk istenen bir çocuk olduğunu da bu işaretlerden anlar. Yakın çevre çocuğun aileden kendisiyle ilgili edindiği değer ya da değersizlik duygularını destekler. Örneğin aile ortamında değersizlik duygularıyla büyümüş bir çocuk okula başladığında başarısızlıkla karşılaşırsa değersizlik duyguları gelişmiş olur. Aile içinde kendisine değer verilmiş bir çocuk okulda karşılaştığı başarısızlığı daha sağlıklı karşılar. Bu başarısızlıkla nasıl savaşacağını bulmaya çalışır. 

Özgüven Yetersizliğinde Ailenin Rolü : 

Özgüvenin yeteri kadar gelişememesinde çocuğa destek vermeyen aileler kadar aşırı korumacı ailelerin de olumsuz etkileri olur. Böyle durumlarda aile çocuğun yapması gerekenleri yapar. Çocuk adına karar verir. Çocuk adına düşünür. Aile bu tutumu çocuklarına yardımcı olabilmek için yaptıklarını düşünürler. Çocuk sorumluluk almalıdır. Eğer alamazsa kendi sorunlarını çözme becerisi kazanamaz. Bu tür çocuklarda ben yapamam, ben beceriksizim duygusu oluşur. Bu, çocuğun özgüveninin gelişmesini engeller. Hatta bu durum devam ederse çocuk artık annesine sormadan hiçbir işi yapamaz hale gelir.

Çocuklar büyürler. Kendi kararlarını vermek zorunda kalırlar. Çocuğun ilerleyebilmesi için, hayatta başarılı olabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi gereklidir. Sorunlarını çözmesi gerekir. Çocuk kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmelidir. Yapmadan öğrenemez. Büyüdüğünde de hayattan korkan, karar veremeyen bir birey olur.

Özgüveni azaltan şeylerden biri de kıyaslanmaktır. Başkalarıyla, kardeşleriyle, komşu çocuklarıyla kıyaslanmamalıdır. Sizin çocuğunuzun da diğer yaşıtlarından güzel başarılı yaptığı pek çok iş vardır. Aile olarak siz çocuklarınızın özelliklerini tanır ve onlara değer verirseniz o da kendi varlığına değer verir. Çocuklarınıza diğer çocukları örnek göstermeyin. Kendi başarıyla yaptığı bir başka işi örnek gösterin. "Geçen sene şiir okurken ne kadar çok alkış almıştın" gibi başarılı olduğu anları ona hatırlatabilirsiniz. Yapabildiği hatta iyi yapabildiği konulardan örnekler verin. 

Çocuklarınızı iyi ve doğru tanımaya çalışın. Hangi alanlarda desteğe ihtiyacı olduğunu gerçekçi biçimde görmeye çalışın. İyi oldukları konuları anlatın. Deneme yapması için ona uygun ortamlar yaratın. Sizin, onun yaptığı diğer olumlu ve güzel şeyleri görüyor, fark ediyor olmanız çok önemlidir. Onun kendi gücüne inanmasını sağlayın. Kendisine inanmalıdır. Zevk aldığı, iyi yaptığı alanları birlikte tespit edin. 

Çocuğunuzu gözlemleyin, onunla uzun sohbetler yapın. Öğretmenleriyle konuşun, rehber öğretmeninin fikrini alın.

Onunla planlar yapın. Küçük adımlar atın. Rahatlıkla altından kalkacağı hedefler belirleyin. Ona daima destek verin. Sizin yanında olduğunuzu her zaman bilsin. Çözüm odaklı olun. Konuları ve sorunları geçiştirmeyin. Ona her konuda başarıyı elde etmesi için emek vermesi gerektiğini anlatın. Kendi hayatınızdan örnekler gösterin. Size yardımcı olan kişiler ve destekleri ona da sunup sunmadığınızı gözden geçirin. Ona ufaktan başlayarak sorumluluk verin. Onu izleyin, yardım edin. Destek verin. Takdir edin ve sorumluluk duygusunun gelişmesini sağlayın. 

Evde ve okulun dışında da farklı sosyal aktivitelere, ortamlara girmesini destekleyin. Birkaç arkadaşıyla kampa gitmesini destekleyin. Böyle ortamlarda sorumluluk almayı daha kolay öğrenecektir. Yanında olduğunuzu hep hissettirin. En zor durumlarda bile sorunlarını size açabilsin. 

 

BEBEK SAHİBİ OLMANIN YAŞI VAR MI?

Günümüzde son 30 senedir, uzmanlar kişileri erken yaşta anne olmamaları konusunda bilgilendirmeye çalışmaktadırlar. Özellikle ufak yaşta anne olan bayanlarda pek çok tıbbi komplikasyon ortaya çıktığı bilinmektedir. Zaman zaman televizyon programlarında 13 yaşında anne olmuş kişileri izleyebiliyoruz. 13 yaşındaki kişi daha fiziksel gelişmesini tam anlamıyla tamamlamamıştır. Bu durumda hamile kalmak hem çocuk için hem de anne için çok tehlikeli olabilir. Bahsettiğimiz tehlike fiziksel bir tehlike olabileceği gibi ruhsal ve duygusal olarak daha çocuk ve ergenlik arasında kalmanın kaygı ve endişelerini taşıyan bir genç kızın annelik yapabilmesi  zor ve yıpratıcıdır. Yapılan araştırmalar erken yaşta hamile kalan genç anne adaylarında düşük yapma, ölü ve erken doğum olaylarını çok sık görmekte olduğumuzu vurgulamaktadır. Ama en önemli konu, anneliğe hazır olmanın ideali nedir. Tıbbi olarak bilinen, erken yaşta yapılan doğumların anneye zarar verdiği ve çok zor olduğu yolundadır.

Biz psikologların bakış açısından olayı değerlendirirsek, evlilik tam olarak yerine oturmadan, kişiler birbirlerini iyi tanımadan çocuk yapılmamalıdır. Çünkü günümüzde boşanmalar artmıştır. Boşanmalardan en çok zararı çocuklar görmektedirler. Günümüzde kişilerin boşanabilmesi daha kolaylaşmıştır. Çünkü kişiler kadın ve erkek olarak çalışıyorlarsa bana kim bakacak, ben ne olacağım kaygıları ortadan kalkar; baba evine dönme korkusu ve sıkıntısı devreden çıktığı için kişiler kendileri için bitmiş olan bu evliliği çocukları için sürdürmemektedirler. 

Ayrıca çocuk, çok güzel zevkli, keyifli olmasına rağmen bazı güçlükleri de beraberinde getirmektedir. Sorumlulukları, gece uykusuzlukları, yorgunluklar, panikler kişileri ve evliliklerini yıpratabilir. Eğer evlilik sağlamlaşmamışsa ve ufak tefek sıkıntılara, sorunlara göğüs gerip belli sıkıntılar zorlanmalar karşısında kişiler bir tecrübe kazanmamışsa çocukla birlikte gelebilecek olan zorluklar evliliği de temelinden zorlayabilir. 

Evlilik öncesinde kişiler mutlaka hayatlarında yapmak istedikleri pek çok şeyi yapmalıdırlar. Dünyayı gezmek, motosikletle veya bisikletle dağlara tırmanmak, zorlu trakinglere katılma gibi.

Bir başka karşıt uç da çocuk sahibi olmakta geç kalmamaktır. Kişiler çocuklarıyla oyunlar oynayacaklar, onun büyümesine katılacakları için birliktelikten tat alabilecekleri yaşı kaçırmamalıdırlar. Özellikle kadınlarda 42 yaşından sonra yapılan doğumlarda fiziki bazı komplikasyonlar çıkabileceği görüşü günümüzde tartışmalara açıktır. 40–45 yaş üzerindeki hamileliklerde zihinsel özürlü çocuk dünyaya getirebilme olasılığında artış görüldüğü vurgulanmaktadır.

Evliliğin ilk yılları biraz duygusaldır. Kişiler hem birbirlerini tanır hem de imtihan ederler. Daha sonra kişiler ev ve araba almak için birlikte işbirliğine girerler. Belli girişimler yapıldığında artık yavaş yavaş rahatlamaya başlamışlardır. İşler yoluna girmeye başlamıştır. İşte sıra keyif alıp verilecek bir konuya gelmiştir. Artık temel sağlamlaşmıştır. Tanıma ve sınama bitmiştir.

Prof. Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın “çocuğun değeri” araştırmasında çocuk isteme nedeni olarak, “yaşlandığımda bana bakması için” demiyen kişilerin çocuklarıyla daha mutlu ve keyifli ilişkiler kurdukları bulunmuştur. Karşılıklı doyum alıp verdikleri izlenmiştir. 

Doğumun ideal zamanı diye bir tarih vermenin doğru olduğuna inanmıyorum. Ama kişinin kendisini hazır hissetmesine dikkat edilmelidir. Hazır olduğunu hissetmeden kişi, dikkatli bir şekilde korunmalıdır. Özellikle çiftler korunma yollarını çok iyi bilmelidirler. Pek çok yerde istemeden oldu, yanlışlıkla oldu, farkına varmadan hamile kalmışım sözlerini işitmekteyiz. Bu durum çocuk için çok acıdır. İstenmeden gelen bir misafir gibi istenmeden olmuş çocuk da birçok mutluluğu tadamayacaktır. Ve bu duyguyu ömür boyunca yaşayacak, kendi hayatına da taşıyabilecektir.

 

GENÇLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ

12 ila 22 yaş arasındaki 10 yıllık döneme “ergenlik dönemi” denir. Çocuklar gençlik dönemine girdiğinde davranışlarında büyük değişiklikler gözlenmektedir. Bu değişikliklerin bir kısmı olumsuz davranışlar şeklinde olabilmekte ve aileyi paniğe sokmakta hatta ürkütmektedir. Örneğin özellikle o yaşa kadar sakin olan bir çocuk gençlik döneminde birden eve geç gelmeye  başlayabilir, büyükleriyle sert konuşmalara girebilir, hatta ailesine ağır sözler söyleyebilir. Hırçınlığı, ısrarcılığı da artabilir. Tüm bunların yanı sıra zaman zaman içine kapanıp odasında yalnız kalmayı tercih edebilir. Kimseyle konuşmak istemez, annesinin bile odasına girmesine karşı çıkar. Özel eşyalarına karşı aşırı bir koruyuculuk geliştirebilir. 

Bu davranışlar aileyi şaşkınlığa sürükleyebilir ve bunlar çocuğunuzun artık ergenlik dönemine girdiğini ve onun yetişkinlik döneminin kapılarını araladığını, zorladığını gösterir. Bu sert tepkiler ve eleştiriler asla size karşı yapılmış değildir. Bu tepkileri vermesi kendi kişiliğini, kimliğini kurabilmesi için gereklidir. Bu olumsuz tepkiler geçicidir. Kişilik oluştukça tamamen ortadan kalkacaktır. Genç için zor olan bu dönemin daha kolay geçirilebilmesi için ailenin hoşgörü ve esneklik göstermesi uygun olacaktır. 

Bu dönemde genç ne çocuktur, ne de yetişkin; bu bir ara dönemdir. Bazı durumlarda genç ailenin gözünde “sen çocuksun, anlamazsın” diye eleştirilirken, bazen de “sen artık adam oldun, bunları yapabilmen lazım” şeklinde uyarılır ve genç de aile de hep ikilem içinde kalır. Oysa bu dönem hem genç hem de aile için hayatlarının en güzel ve en keyifli geçirilmesi gereken dönemleri olmalıdır. Genç, bu dönemin güzelliklerinin farkına varmalı ve mutlaka tadını çıkarmalıdır, ebeveynler ise bu dönemde çocuklarının pek çok problem yaşayıp, birçok önemli sorunla karşılaşacağını bilmeli ve ona göre hoşgörülü davranmalıdır. Bu dönem çocuklarımızı hayata hazırladığımız çok çetin ama bir o kadar da keyifli bir dönemdir.Aileler kendi gençlik dönemlerinde yaşadıkları zorlukları kolayca unuturlar.Bu evrensel ve doğal bir süreçtir. Gençlik dönemi kendine has özellikleri olan bir dönemdir. Bu döneme has pek çok davranış bulunmaktadır. Bu dönemde gencin bedeninde ve duygularında görülen ve görülmeyen farklılaşmalar, değişmeler ortaya çıkar. Bu değişikliklere genç hazır olmayabilir. Bu fiziksel büyüme ve değişiklikler genci kaygılandırabilir. Hatta bu dönemde fiziksel büyüme orantılı olmadığı için bazen gencin boyu, ayakları ya da kolları orantısız bir büyüme gösterebilir. Bu büyümenin hızından dolayı gençte sakarlıklar gözlenir. Aile de genci bu durumundan dolayı eleştirir. Ailelerin iyi bilmeleri gereken konu orantısız büyümenin neden olduğu sakarlıkların bu döneme has ve geçici olduğudur. Bu dönemde gencin sesi kalınlaşır ya da incelir. Bu değişimler genci şaşırtır ve genç yeni özelliklerine adapte olmakta güçlük çekebilir. Bu hızlı değişimler gencin toplum içinde rahat olmasını ve rahat hareket etmesini zorlaştırır. Özellikle genç kızlarda göğüslerin büyümesi, utanma sorunlarını ortaya çıkarabilmektedir. Bu geçici bir durumdur. Gençler dönemin özelliği olarak alıngan ve kırılgan olabilirler. Her söyleneni üstlerine alırlar, kendi fiziksel özelliklerine ve dış görünüşlerine gerektiğinden daha fazla önem verir ve takılırlar. Ailelerin bu genel tepkileri bilerek gençlere anlayışlı ve hoşgörülü davranması bu sıkıntılı dönemin kolay ve rahat geçmesini sağlayacaktır. Gençler ailelerinin ve yetişkinlerin yaptıklarını değil de onlardan daha farklı, değişik ve ilginç şeyler yapmak isterler. Bu yetişkinlere bir çeşit başkaldırıdır. Gençler daha önce görülmemiş, akla gelmemiş ilk defa ortaya çıkan bir şeyler yapmak isterler. Yetişkinlerden farklılıklarını modayı kullanarak göstermeye çalışırlar. Dönemin aykırı popüler şarkıcıları veya yıldızlarını örnek alarak yetişkinlere veya sisteme karşı çıkmaya çalışırlar. Kendine veya dönemine özgü bir anlayışa sahip olmak isterler. Gençlerdeki bu farklı olma isteği, gençlerle aile arasında pek çok sorun yaşanmasına neden olur. Bu sorunlar her ailede yaşanabilir. “Kısa giyme, o saçındakiler de ne, makyaj mı yaptın sen, saçını mı boyadın, o kulağındakiler de ne, göbeğini mi deldirdin” ve benzerleri.Bu dönemde gençler, gençliğin getirdikleri yenilikleri veya farklılıkları onlar için çıkarılmış kanunlar gibi algılarlar. Bir genç diğer gençlerin giydiklerini giymez, yaptıklarını yapmazsa dışlanacağını düşünür. Onun için geçerli kurallar, tamamıyla diğer arkadaşlarının veya içinde bulunduğu grubun uygun gördükleridir. Artık onun hayatının en önemli ve merkez durumundaki kişileri arkadaşları; en önemli değerleri de onların değerleridir. Aile bu durumu fark ettiğinde önceleri kabul etmek istemez, hatta paniğe kapılır ve bu duruma çok kızar ve sert tepkiler gösterir. Bu kızgınlık gencin bu tavırlarına daha fazla sarılmasına sebep olur. Yavaş yavaş, karşılıklı düşmanca duygular oluşmaya başlar ve önce şikâyetler, eleştiriler, bağırmalar ardından yasaklama ve sınırlamalar sonucunda başlayan huzursuzluk evden kaçmaya kadar varabilir.

Genç aslında hem arkadaşlarına uymak, hem de ailesinin en sevdiği çocuğu olmak ister. Ama ailesi ona "ya arkadaşların ya da bizi seç" demektedir. Bu durumda ailesini seçerse arkadaşları tarafından dışlanacak ve yalnız kalacak; arkadaşlarını seçerse bu defa ailesinin eleştirilerini göğüslemek zorunda kalacaktır.

Ailelerin bu dönemde her konuda gencin karşısına dikilip “bizi mi, arkadaşlarını mı, karar ver” diye baskı yapmayabilirse denge sağlanabilir. Çünkü gençlik dönemi zaten kararsızlıkların, gelgitlerin çok olduğu bir dönemdir. Bu dönemde aileler gencin kafasını daha fazla karıştırmadan bazı konularda ona seçme özgürlüğü tanıyabilmeli ve bu özgürlükten korkmamalıdır. Bu dönemde genç için arkadaşlık çok önemlidir. Yaşam  konusunda tecrübesi olmadığı için arkadaş seçiminde yanılabilir. Aile onunla zaman zaman arkadaşları konusunda konuşulabilir, kendi fikirlerini ve deneyimlerini ona anlatabilir. Gençle konuşmaya başlarken olumsuz eleştirisel ve yargısal kelimelerle başlanmamalıdır. Emir cümleleri kullanmayın, tehdit etmeyin. Arkadaşlarını tanıyabilmesi için ona zaman tanıyın.

Bu dönemde yaşanan sorunları en aza indirebilmek için ebeveynlerin bilinçli davranması ve çocuklarının verdikleri mesajları iyi algılamalar gerekmektedir. En önemlisi önce onları dinlemektir.Genç, bir yandan “bende yapabilirim, beni serbest bırakın, bana karışmayın” derken, diğer bir yandan da “bana gösterin, bana bakın ve beni takip edin” demektedir. İlk bakışta bu iki durum bir çelişki gibi görülebilir ama bu durumlar arasında bir bağ vardır. “Beni serbest bırakın, bana güvenin” dediğinde, “bana inanın ama yine de tamamen kendi halime bırakmayın; bildiklerinizi, tecrübelerinizi anlatın, bana yol gösterin, izleyin” demektedir. Aileler genelde gencin “bana karışmayın” sözlerini daha fazla duyarlar. Buna karşılık genç de bir hata yaptığında “niye bana söylemediniz, göstermediniz, uyarmadınız” diyebilmektedir. Bu durumda çözüm, ailenin gençle kurduğu iletişimde ona seçme  özgürlüğü tanıyarak, ona güvendiğini göstererek onun girişimcilik ruhunu desteklemesinde yatmaktadır.Bunu yaparken ona destek olmaya ve tecrübelerinizi aktarmaya devam etmelisiniz.Gençler bazen kendilerine fazla güvenirken, bazen de tamamıyla güvensizlik sergilerler. Böyle durumlarda gencin aşırı güvenini veya güvensizliğini eleştirmeden yaşadığınız deneyimlerden bahsederek ona tecrübe kazandırmak en sağlıklı yol olacaktır. Utangaçlıktan kaynaklanan bir güvensizlik varsa bu defa onu cesaretlendirmek, ona yol göstermek ve güç kazandırmak yine ailenin görevidir. Burada da yine eleştirmeden, gencin yapabileceği örneklerden başlayarak onun deneyim kazanması sağlanmalıdır.Ona güvendiğinizi, belli konuların yaşanması gerektiğini, hata yapılabileceği, acele kararların insanı üzebileceğini ve yaşamın en güzel yıllarının tadının çıkarılması gerektiğini anlatmalı veya anlayabilmesini davranışlarınızla sağlamalısınız. Bu döneminin bir başka özelliği de gençlerdeki yaratıcı fikirlerin ön plana çıkmasıdır. Gençler çok güzel aşk mektupları, şiirler, öyküler yazarlar. Kız/erkek arkadaşlarıyla buluşabilmek için yapamayacakları şey yoktur. Dağları aşarlar, arkadaşlarına veya ailelerine şirin görünmek için evde daha önce hiç yapmadıkları işleri ve hatta temizlik yapabilirler. Okulda öğretmenlerine neden ders çalışamadıklarını öyle hikâyelerle anlatırlar ki, öğretmenlerini bile ağlatabilirler. Yaratıcılıklarını olumlu veya olumsuz olaylarda kullanırlar.Kimliklerini oluşturacakları için ailelerini eleştirirler, beğenmezler. Bazen bu eleştirileri kırıcı ve incitici olabilir.İkilemleri aynı anda yaşarlar. Bazen inanılmaz derecede kendilerine güvenirken, bazen de çok ufak bir olay karşısında güvensizlik, cesaretsizlik ve utangaçlık gösterirler.Gençler bu dönemde ani tepkiler verirler. Bir işe düşünmeden, dinlemeden ve hesaplamadan girişebilirler. Pek çok şeyi aynı anda yapmak isterler. Aceleci bir tutum sergilerler. İstedikleri şey hemen, şimdi olsun isterler. Sabırsızlık bu dönemin en belirgin özelliklerindendir. Zaman zaman Dikkatsizlik, dalgınlık ve unutkanlık davranışları sergileyebilirler. Çabuk negatif olurlar. Kendilerine söylenen bir şeye önce karşı çıkma davranışı gösterirler. Hep “ben bilirim”, “ben de yapabilirim”, “eğer siz söylerseniz yapmam” veya “tersini yaparım” diyebilirler.Hayal güçleri çok iyi çalışmaya başlamıştır; hayal dünyaları genişlemiş ve zenginleşmiştir. Hayal kurarlar ve kurdukları hayalleri gerçek gibi düşünürler. Olumlu şeyleri hayal ettikleri gibi olumsuz şeyleri de hayal ederler. Adeta hayal âleminde yaşarlar. Gençlik döneminin kendine özgü bir özelliği olan hayal gücüne gençlerimizin zenginliği olarak değer vermeliyiz. Bizim toplumumuzda çoğunlukla hayal gücü boş ve kötü bir şey olarak algılanabilmektedir. Aileler genç hayal gücünü fazla kullanırsa derslerini, ödevlerini yapamaz,  hayal kurarken olması mümkün olmayan ya da  kötü şeyleri düşünür diye de endişeye kapıldıklarından dolayı gencin hayal gücünü kullanma alternatiflerini kapatmaya çalışırlar.Bu eylemi genci kötü düşüncelerden korumak için yaptıklarına kendilerini inandırırlar. Hayal gücü konusunda ailenin kaygısı gencin olması imkansız şeyleri hayal edip uygulamaya sokmasıdır. Gelişmiş toplumlarda hayal gücü, değerli, önemli bir zenginlik ve bir güçtür. Çocuklarının küçük yaşta bu büyük güce bir an evvel sahip olması için büyük bir çaba gösteririler. Çocuklarına kazandırdıkları bu gücün çocuğun tüm yaşamını aydınlatacağını ve zenginleştireceğini bilirler. Aileler bebeklikten itibaren oyuncak seçiminde çocuğun yaratıcılık ve hayal gücü gelişimini  dikkate alarak seçim yapmalıdırlar. Oyuncaklar çocuğa zengin hayal dünyasının kapılarını açar.  Çocuk büyüdüğünde ise sahip olduğu hayal gücü ona mimaride, sağlıkta, sanatta, bilimde ve uzayda yeni buluşlara ulaşmasını sağlayacaktır. Hayal gücü küçük yaşta kullanılırsa yaşar ve gelişir. Küçük yaşta kullanılmaz, kullanılması desteklenmez, hatta kızılır, cezalandırılsa gittikçe yok olur, silinir ve yaşamdan çıkar gider. Gerekli olduğu düşünüldüğünde bile devreye giremez. Daha açıklayıcı olabilmek için gençlik dönemini genç kız ve genç erkek şeklinde incelemeye alabiliriz.  Gençlik döneminde gence özellikle cinsellik,  doğum ve ay hali hakkında açık, doğru, yeterli bilgileri vermek gerekir. Bu bilgileri büyüme ve yetişkin olma basamaklarına giren her gence ailesi anlatmalıdır. Özellikle  ay halinin,  genç kıza mutlaka açıklanması gerekir. Önceden anlatılmazsa genç kız bu durumlarla karşılaştığında  korkar ve paniğe kapılır.
Gençler artistleri, futbolcuları ve ses sanatçılarını kendilerine idol seçerler. Onlara âşık olurlar ve onlar gibi olmak için onlar gibi davranmaya, konuşmaya, giyinmeye ve hatta saçını onlar gibi kestirmeye başlarlar. Posterlerini odalarının duvarlarına asar, konserlerini ve televizyonda çıkan programlarını kaçırmamaya çalışırlar. 
Gazetelerden gençlerle ilgili pek çok acı haber okuyoruz. Ölen, yaralanan gençleri ve onların acılı ailelerinin sıkıntılarını televizyonlardan izliyoruz. Tüm bu olayların sonucunda bir suçlu aranıyor. Bazen bu suçlu televizyondaki kanlı programlar olarak gösterilmekte, bazen de eğitim sistemindeki yeni uygulamanın Türkiye şartlarına ve eğitim anlayışına ters düştüğü konusunda ki sorunlar olarak gösterilmektedir. Bu iki konu da gençlerin suça yönelmelerinde etkili rol oynayabilmektedir. Gencin  yaşının verdiği bazı genel özelliklerini ailenin ve öğretmenin iyi bilmemeside bu üzücü olayların olmasına sebebiyet verir. Genç kelimesinin karşılığı olarak türkçemizde çok güzel bir kelime vardır: “delikanlı”. Bu gençlik dönemini bir ölçüde tanımlayan bir kelimedir. Genç çabuk karar verir ve çabuk karar değiştirir. Bir olaya hemen girer, bir kişiye hemen inanıp bağlanabilir. Bu yaş döneminde genç için onun arkadaş grubu ve onların değerleri, kuralları genç için ailesinden bile daha fazla etkili ve önemlidir. Gençlerde intiharların yetişkinlere oranla daha fazla olduğunu biliyoruz. Gençlerde intiharın ciddiye alınması gerekir. Gençlerin intiharları, intihar etmek amaçlı değil aileye veya çevreye bir mesaj iletmek, yardım istemek, tutum değişikliği sağlamak amaçlıdır. Aile gencin intihar ederim veya öleceğim biçimindeki sözlerini çok ciddiye almalıdır. Eğer aile, gençle iletişimde zorlanılıyorsa ya da genç derslerinde inatçı bir başarısızlık gösteriyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır. Pek çok gencin intihar ettiği haberlerini medyadan izleyen aileler panik içine girmektedir, fakat paniğin ne gence ne de aileye bir yararı olmayacaktır. Genç intihar edeceğinden bahsediyorsa mutlaka bir sıkıntısı var demektir. Gence sorunlarını size rahatlıkla açabileceği uygun ortamı hazırlayın. Aileler gençleri dinlemeye ve anlamaya çalışmalıdırlar. Aileler gençleri dinlemeye ve anlamaya çalışırlarsa intiharların azaldığını ve ortadan kalktığını görebileceklerdir.

Gençlerde intiharların artış gösterdiği dönemlerden biride karnelerin alındığı dönemlerdir. Her karne döneminde gazetelerde intihar etmiş olan pek çok gençle ilgili haberleri okuruz. İş işten geçtikten sonra yapılabilecek pek bir şey yoktur. İnsanlar nasıl esmer, sarışın olabiliyorsa, psikolojik olarak da daha duyarlı, hassas, çabuk etkilenenler vardır. Bunlar kişilik farklılıklarıdır. Yetişkin bir insanın intiharı bizleri çok fazla üzer. Ama bir gencin intihar etmiş olması daha da acıdır. 

Yaşanan bu tarz sorunların bazıları zamanla kendiliğinden geçebilir, bazıları ise daha ciddi boyutlara taşınabilir. Sorunlar yaşandığında çocuğunuzu bir psikologa gitmeye ikna etmek çok güç olabilir. Onu zorlamaksa hiçbir sonuç vermeyecektir. Aile gençten önce bir psikologa gidip danışmanlık alırsa doğru davranış biçiminin nasıl olması gerektiğini öğrenir. Öneriler ebeveynler tarafından doğru ve tutarlı bir şekilde uygulandığında, gencin herhangi bir psikologa gitmesine gerek kalmadan sorunların çözümü sağlanabilir.

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları

EDİTÖR SEÇİMİ

SON DAKİKA

www.starhaber.tv Çözüm Medya Grup kuruluşudur.

www.starhaber.tv haber sitesinin Star Gazetesi ve Star Televizyonuyla hiç bir ilgisi yoktur.