Reklam
Reklam
Reklam

Suriye'de ateşkesin garantörlerinden İran, neden Soçi Zirvesi'nde yok.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önceki açıklamalarında, Suriye'nin kuzeyindeki krizin çözümü için yapılan Astana görüşmelerinin etkili bir ülkesi ve ateşkesin garantörlerinden biri olarak gördüğünü belirttiği İran ile ilgili son sözleri, iki ülke ilişkilerinde "gerginlik mi var?" yorumlarına neden oldu.

Suriye'de ateşkesin garantörlerinden İran, neden Soçi Zirvesi'nde yok.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önceki açıklamalarında, Suriye'nin kuzeyindeki krizin çözümü için yapılan Astana görüşmelerinin etkili bir ülkesi ve ateşkesin garantörlerinden biri olarak gördüğünü belirttiği İran ile ilgili son sözleri, iki ülke ilişkilerinde "gerginlik mi var?" yorumlarına neden oldu.

Suriye'de ateşkesin garantörlerinden İran, neden Soçi Zirvesi'nde yok.
23 Ekim 2019 - 05:44
Reklam

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Soçi’de yapacağı görüşme öncesi konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasında, "İran'dan maalesef bazı çatlak sesler çıkıyor. Sayın Ruhani'den değil. Yanındaki mesai arkadaşlarından ziyade bazı çatlak sesler çıkıyor. Bunları başta Ruhani olmak üzere susturmaları gerekirdi. Biz bu süreci nasıl yürüteceğiz? Şu anda Astana'dan başlayan Soçi mutabakatıyla devam eden bu süreçte, buna ortaklık mı dayanışma mı dersiniz ne derseniz deyin, böyle bir ihanet eder mi? Maalesef bu yapılanlar yanlıştır, doğru değildir" şeklinde konuştu.

İran’ın Barış Pınarı Harekatına tepkisi

Nitekim, İran’da gerek üst düzey yetkililerin söylemleri gerekse basına çıkan haberler, Tahran’ın Barış Pınarı Harekatı’na karşı çıktığını ortaya koydu. Harekat başlamadan önce ABD’nin Fırat’ın doğusundan çıkması gerektiğini savunan İran’ın Dışişleri Bakanı Cevat Zarif de Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Adana Mutabakatına vurgu yaparak, "Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yapmayı planladığı askeri müdahaleye karşı olduklarını söylediğini" belirtti.

Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Meclis Başkanı Ali Laricani de Türkiye’ye operasyonu "derhal" durdurması için çağrıda bulundu.

Her fırsatta, "Biz Adana Mutabakatı'na dayalı olarak oradayız" diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise tepkileri yersiz bulduğunu dile getirmişti.

Türkiye ile Suriye arasında 1998 yılında imzalanan 'Adana Mutabakatı' PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması için atılan bir adımdı. Mutabakata göre başta PKK olmak üzere her iki devlet de kendilerini tehdit eden terör örgütlerine karşı önlemler alacak ve onların kendi toprağındaki tüm faaliyetlerine engel olacaktı.

Peki İran neden harekata karşı çıkıyor?

16 Eylül'de Rusya ile birlikte Ankara'da İdlib zirvesinde bir araya gelen İran, ABD'nin bölgedeki askeri varlığından duyduğu endişeyi sık sık dile getirmiş ; Çankaya Köşkü'nde bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de Suriye krizinin askeri değil ancak siyasi yollarla çözülebileceği hususunda ortak görüşlerini aktarmıştı. Fakat Türkiye’nin operasyon kararı sonrası bu "dostluk" ortamı en azından Tahran için bozuldu denebilir.

İran için Suriye’nin güneyi yani El-Kaim (Irak) / Ebu Kemal (Suriye) Sınır Kapısı çevresi stratejik açıdan büyük önem taşıyor. Harekatla birlikte, genelde kuzey bölgelerde mevzilenen YPG’nin güneye yönelmesi olasılığı ise hali hazırda burada milisleriyle istikrarı sağlamaya çalışan Tahran’ı endişelendiriyor.

İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de harekat sonrası açıklamasında, "Bugün esas konu, Suriye'nin kuzeyi ve Fırat’ın doğusu değildir. Bölgenin ilk sorunu İdlib konusudur. Zira tüm teröristler bu bölgede toplanmışlardır ve umarım bölge ülkeleri bu hususta yardımcı olurlar ve Türkiye devleti de bölgede yeni sorunlarla karşılaşmamamız için bu hususta daha dikkatli olur." şeklinde konuşmuştu.

Türkiye-İran ilişkilerinde 9 Ekim öncesi "duraklama dönemi"

Türkiye ile İran ilişkilerinin "gerilmesinde" aslında temel olarak ikili ilişkilerden çok, Trump ve Suudi Arabistan yönetimi gibi diğer unsurlar etken oldu. 2016 yılına dönecek olursak, Suudi Arabistan’ın Şii din adamı En Nemr’in de aralarında olduğu 47 kişiyi idam etmesi, İran’da adeta deprem etkisi yaratmış; Tahran’daki Suudi Büyükelçiliği önünde toplanan eylemciler elçilik binasını ateşe vermişti. Giderek artan gerginlik sonrasında ise taraflar iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri kestiklerini açıkladı.

Ardından Katar ile bazı Arap ülkeleri arasındaki kriz patlak verdi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn, terör örgütlerini barındırarak, teröre destek vermesi, terör propagandası yapması ve İran’a yakınlaşması gerekçeleriyle, Güney Pars/Kuzey Kubbe doğalgaz yataklarını paylaştığı Tahran’ı gözeten eski politikasına dönen Katar ile tüm sınırlarını kapattıklarını ve ülkeye ekonomik ambargo uygulamaya başlayacaklarını duyurdu.

Dünya doğalgaz üretiminde ilk sırada bulunan Rusya’dan sonra, İran ikinci, Katar ise üçüncü sırada bulunuyor.

Erdoğan’ın Körfez ülkeleri ziyareti Tahran’da tepkiye yol açtı

Böyle bir tabloda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat 2017’de üç Körfez ülkesine düzenlediği ziyaret esnasında İran’a yönelik sert eleştirilerde bulunması iki ülke arasında yeni bir gerilimli dönemin başlangıcı şeklinde yorumlandı.

Hatta İran basını, Erdoğan’ın Körfez ülkeleri ile olan ilişkilerinin « ekonomik çıkar temelli « olduğunu yazmış ; İran’ın Arap Baharı sonrasındaki konumunun Ankara’yı rahatsız ettiğini, bu yüzden de Erdoğan’ın Suudi Arabistan’ın önderliğinde oluşmakta olan Sünni ittifakın içerisinde yer almak istediğini ileri sürmüştü.

Bu arada Trump yönetimi de ABD-Körfez ortaklığı ile birlikte İran'ı hedef alan ambargo ve tecrit politikasına devam etmeyi sürdürdü.

Astana süreciyle başlayan "balayı dönemi"

2017 yılında düzenlenen Astana görüşmeleri ise iki ülke için yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlandı. Türkiye, Rusya ve İran bir araya gelerek, Suriye’deki iç savaşın çözümü adına ciddi adımlar atmıştı. Özellikle 15 Temmuz sonrası iyileşme sürecine giren Ankara-Tahran ilişkilerinin de "balayı" sürecine girdiği düşünüldü.

Astana toplantıları, Suriye’deki iç savaşta askeri muhalefet, rejim, İran ve Rusya’nın ilk kez uluslararası bir toplantıda bir araya gelmesi açısından önem taşıyordu. Ateşkesin denetlenmesi için de Türkiye, Rusya ve İran tarafından üçlü bir mekanizma kurulması kararlaştırılmıştı.

YORUMLAR

  • 0 Yorum