Reklam
Reklam

Röportaj İnci Geçkil Sordu Yunus Şimşek cevapladı...

İnci GEÇKİL: Sen Sor Ben Anlatayım Bu Hafta Ki Konuğu Yunus Şimşek...

Röportaj İnci Geçkil Sordu Yunus Şimşek cevapladı...

İnci GEÇKİL: Sen Sor Ben Anlatayım Bu Hafta Ki Konuğu Yunus Şimşek...

Röportaj İnci Geçkil Sordu Yunus Şimşek cevapladı...
08 Haziran 2019 - 07:41

İnci Geçkil: Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?

Yunus Şimşek: Adım Yunus ŞİMŞEK. MEB’de Okul Yöneticisi olarak görev yapmaktayım. Antalya Lisesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Mezunuyum. ‘Eğitim ve Yönetimi ve Denetimi’ alanında yüksek lisansımı 2014 yılında tamamladım. Evliyim ve Gülsevi isminde bir çocuğum var.

İnci Geçkil:  Peki, bu yolculukta ne zaman ben artık yazarım diyebilirsiniz? Ya da kendinizi ‘yazar’ olarak tanımlıyor musunuz?  

Yunus Şimşek: Şuna kesin olarak eminim ki hiçbir zaman ben yazar oldum demeyeceğim. Çünkü yazarlık benim için ben gittikçe o da önümden giden bir hayaldir. Bu konudaki düşüncemi  çocukken okuduğum bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla anlatarak ifade etmeye çalışayım size. Nemrut Hz. İbrahim’in Allah’ını öldürmek için kendisine bir kapsül yaptırır. 4 tarafına 4 tane güçlü kartal yerleştirir. Her bir kartalın erişemeyeceği yüksekliğe bir et parçası astırır. Kartallar ete doğru uçtukça ette aynı oranda yükselmekte olduğundan kartal bir türlü ete ulaşamaz ve sürekli ete ulaşmak için uçmaya devam eder. Kartallar uçtukça kapsülün içindeki Nemrut da yükselmeye devam eder. Bir müddet sonra Nemrut artık iyice yükselmiş olduğuna ve Hz. İbrahim’in Allah’ına iyice yaklaştığını düşünerek gerer yayını ve fırlatır yükseklere doğru okunu. Ok kartalın birine gelir ve kan akmaya başlar. Akan kanı gören Nemrut ‘hah işte, İbrahim’in Allah’ını vurdum der. İşte ben ‘oldum’ dediğim an yükselişimi engelleyecek kanatlarımı vurmuş ve kırmış olacağımı düşünürüm

İnci Geçkil: Bir kitabı ortalama ne kadar sürede yazıyorsunuz? Başka bir deyişle bir romanın ortaya çıkma aşaması ne kadar sürüyor?

Yunus Şimşek: Ben bu kitabımı 1981’den beri yazıyorum. Kitabın içeriğinde de anlatmak istediğim üzere söylediklerim, yazdıklarım,ürettiklerim …… hepsi beynimde olanların bir yansımasıdır. Beyinlerimiz, akciğer solunumu, işitme eşiğimiz gibi Türe özgü ortak özelliklerimizi ortaya koyacak devreleri kurulu olarak doğmuş olsa da, bizi birey yapan yani türümüzün diğer üyelerinden farklı kılan özelliklerimizin devreleri sonradan kurulmaktadır. Bu kitap, doğumumu takip eden yıllarda beynimde kurulan devrelerin bir yansımasıdır. Eğer soruda kastedilen bunların bir anlam çerçevesinde yazıya dökülme süreci ise, yaklaşık 1 yıl kadar sürdü. Belki çok daha kısa sürebilirdi, çünkü kitapta anlattıklarım, eğitimcilik sürecimde ayrı ayrı olsa da velilere sürekli anlattıklarım ve bir kısmına kitabımda atıfta bulunduğum okuduğum her kitapta defalarca zihnimde canlandırdığım süreçlerden ibaretti. Ancak zihnimdeki resmi yazı ile çizmeye kalktığımda, belki o resim zihnimdeyken yazdıklarımı okuduğumda ‘güzel oldu’ dediğim bölümleri, üzerinden 3-5 gün geçtikten ve zihnim o konuda boşken okuduğumda yazdıklarımın, yazarken zihnimde olan resmi anlatmaya yetmediğini görüp defalarca yeniden yazmaya çalıştığımdan süreç 1 yıla dağılmış oldu.  

İnci Geçkil: Yazmaya nasıl/ne/neyi düşünerek başlarsınız?

Yunus Şimşek: Eğitimcilik mesleğim müddetince, karşılaştığım Her bir sorun beni bildiklerim ışığında çözüm aramaya sürüklemiştir.  Öğrenci, veli ve meslektaşlarımın davranışlarının altında yatan mekanizmaları, okuduğum kitaplarda geçen ilkeler ışığında anlamlandırmaya çalışmışımdır hep.  Bazen bir kitap okumaktayımdır ve okuduğum bölümde ifade edilen bir ilke aniden zihnimde yanıp sönmeye başlar çünkü bu ilke önceden şahit olduğum ve uzun gayretlerimle anlamlandıramadığım bir olayın bilimsel izahıdır. Enteresan olan bu bilgi ya da ilke o davranışları ezbere sürdürenlerce de bilinmektedir. O zaman şunu düşünürüm, davranışı frenleyecek olan bu bilgiler davranışı gösterence bilinmektedir ancak bu bilgilerin içeriği zihinlerde kurulu devreleri değiştirme gücüne sahip olamamıştır. Bu bilgileri zihinlerde kurulu olan devreler üzerinde ayarlama yapabilecek güçte bir metaforla nasıl verebilirim diye sorarım kendime. Tabiri yerindeyse süte düşen ve sütü kendi özüne dönüştüren yoğurt gibi zihne düşen bir bilgi de beyin devrelerinde bir değişiklik yaratsın ve insanı kendi içeriğine uygun davranışa geçirsin. 


İnci Geçkil: Yazmak yetenek işi midir? Öğrenilebilir mi?

Yunus Şimşek: Bazıları yazmak konusunda gerçekten üstün bir yeteneğe sahiptir. Lakin ben yazmış olduğum kitapta da üzerinde ısrarla durduğum üzere doğru ilke ve teknikler üzerinde yeteri kadar pratik yapılabilirse yazma konusunda bir akış yakalanabileneceğini düşünenlerdenim. Howard Gardner, zihin çerçeveleri adlı kitabında, Tarihte dil yeteneneği bakımından üstün yetenekli olan bir çok şair ve yazarın bile yeteneğini geliştirmek için ne kadar çok pratik yaptığını örneklerle uzun uzun  anlatır. Sadece yazarlık konusunda değil bir çok konuda da anlamlı derecede bir fark yaratabilmek için o konuda olabildiğince çok vakit geçirmek gerekir. Lakin şunu da ısrarla vurgulamak isterim; Aynı bahçede aynı fidelerden üretilmiş kivi ağaçlarından bazılarının oldukça kaliteli meyve verirken bazılarının da kalitesiz meyve vermesi kaliteli meyve veren ağaçların verimsiz dallarının ve kısımlarının budanmış olmasına bağlı olduğu gibi aynı şartlar altında aynı derecede yeteneğe sahip kişilerin farklı düzeylerde elde ettikleri neticeleri arasındaki farkı belirleyen kişinin üstünde çalıştığı yeteneğini köreltebilecek ya da verimsiz kılacak davranış ve alışkanlıklarından uzak kalabilmesi olacaktır. Futbolseverlerin fazlaca olduğu ülkemizde herkes bilir ki futbol yeteneği üst düzey olup da alışkanlıklarını terkedememekten hayatı boyunca hiçbir başarı elde edememiş sporcuların yanında ortalama bir yetenekle futbolculuk hayatı başarılarla dolu futbolcular vardır. Farkı yaratan yeteneğini güçsüz bırakan, verimsiz kılan, alışkanlıklarından ne kadar uzak durabildiği olacaktır.
En kaliteli ve bu konuda liste başı olan otomobillerin bile saatte 100 km hıza ulaşabilmesi için biraz zaman geçmesi gerekir; otomobil önce harekete başlar ve ivmelenerek hareketine devam eder ki saatte 100 km hıza ulaşabilmek için bu süreçte hatırı sayılır bir zaman geçer. Yani bir kişi masaya oturup da hemen en güzel eserleri verme hayaline düşmemelidir; yazmak için düşünmeye başlamalı ve bu süreçte gittikçe hızlanan otomobiller gibi düşüncesinin kalitesi ve ilham düzeyinin yükseleceğini bilmelidir. Bu konuda sabırlı olunabilmelidir. Demek istediğim şudur ki;
Yetenek + azim + doğru ilkeler + pratik : Mükemmellik
Azim + Doğru İlkeler + Pratik : Yetenekli Sonuçlar,
İnsan yeteri kadar pratik ve doğru ilke ve yollarda azimle yürürse muhataplarıyla arasındaki yetenek farkını kapatabilir diye düşünmekteyim. Ancak bu anlattıklarım bilişsel beceriler konusunda geçerlidir. Fizyolojik özellikler farklı bir kategoride değerlendirilmelidir. Ancak yine de bilişsel bir konuda da yeteneği olan, yeterince pratik yapan, azimli olan ve doğru ilkeleri ve prensipleri takip edenler o konudaki en güzel eserleri vereceklerdir. Ancak insanların diğer insanlarla arasında yetenek farkını kapatmak yerine yetenek bakımından liste başı olabileceği konularda en mükemmel eserleri verebilmek için çalışması onu hem doyuma ulaştıracak başarıyı verecektir hem det ıpkı bir nehir gibi rahatça akabildiği bir yatakta onu daha mutlu kılacaktır.

İnci Geçkil:  Türkiye’de kitap yayımlamak zor mudur? Bir kitabı yayımlatmak için hangi süreçlerden geçmek gerekir?

Yunus Şimşek: Önceki sorunuza cevabımda da ifade ettiğim üzere, kültürel bir mecranın alabildiğine kapitalistleştiğini düşünmekteyim. Şu an size bir fiyat belirleyip, size belirledikleri meblağı karşılamanız halinde içeriğine hiç bakmadan kitabınızı bastığını iddia eden adreslerin olduğunu duyuyorum. Gerçek anlamında sorduğunuzu düşünerek bu sorunuza cevabım çok zor olacaktır. Bir çok yayınevi özellikle sektörde ismi olmayan yazar ve ya yazar adaylarının eserlerini düşük popülarite kategorisinde değerlendirecek ve buna bağlı olarak kazandırmayacağını düşünecek  ve yayımlamak istemeyecektir.  Diğer kategoride kalan az sayıdaki yayıncılar ise bu geniş hacimli sektörde çölde vaha gibi kalacaktır. Rastlamak oldukça zordur. Benim bu çöldeki vaham yayınevimizin sahibi Müjde Hanım olmuştur.

İnci Geçkil: Nasıl yani?

Yunus Şimşek: İnsanların ürettiklerini farkına varılabilir kılacak olan, içinde bulunduğu mecrada yanında bulunanlar olacaktır. En parlak ışıkların altında en ufak detaylar farkedilebilirken, loş ışıkların altında bir çok detay ve yetenek görülemeyebilecektir. Yani demek istediğim bir yazarın ya da yazar adayının birlikte çalıştığı yayınevi onun yeteneklerinin ve değerinin anlaşılabilmesi açısından elzemdir.

İnci Geçkil: Yayınevi önemli o halde. Buna nasıl karar vereceğiz peki? Yani hangi yayınevine gitmemiz gerektiğine…

Yunus Şimşek: Öncelikle size inanan, sizi ve yeteneklerinizi değerli bulan, sizinle birlikte kendi değerinin artacağı hissini de size yansıtabilen bir yayınevinin yazara ya da yazar adayına değer katacağına inananlardanım. Hani bir hikaye anlatılır ya; yaptığı resimleri sokakta satan bir adama zengin bir işadamı yaklaşır ve resimlerinden birini göstererek bu satılık mı ne kadar istiyorsun buna diye sorar. Adam; sen ne kadar verirsin der. İş adamı 5 milyon vereyim deyince adam satmıyorum diye cevap verir. İş adamı oradan ayrılmadan önce pejmürde bir halde oraya yaklaşan ve aynı tabloyu ne kadar alabileceğini soran başka bir adama resimleri yapan adam ne kadar verirsin der. Adam da cebindeki bir avucunu dahi doldurmayan bütün bozuklukları çıkarır ve bu kadar param var bunları vereyim der. Adam; peki al resim senindir deyince iş adamı adam sen deli misin ben aynı tabloya 5 milyon verdim de sen bana satmadın deyince resmleri yapan adam Sen benim resmime sahip olduklarından çok azını değer gördün ama bu adam benim yaptığım bu resme sahip olduklarının tamamını değer gördü der. Yani size sahip olduklarının ne kadarını değer gördüğüne bakmak lazım geldiğine inananlardanım.

İnci Geçkil: Yayınevleri nelere dikkat ederler?

Yunus Şimşek: Onu da yayınevimize sormak gerekir. Ancak benim dıştan gözlemlediğime göre bir çok yayınevinin, kolaycı davranarak kendisine garanti kazandıracak populariteye sahip olunup olunmadığına baktığını düşünüyorum . Kültürel bir sektörün alabildiğine kapitalistleştiği kanaatindeyim. Niteliğin niceliğe feda edildiğini düşünmekteyim. Çok az yayınevinin de yaptığı işin ruhuna daha uygun olarak içeriğe odaklandığını faydacı bir kriterle değerlendirme yaptığını düşünüyorum. Diğer yayınevlerini de kesinlikle eleştirmiyorum, netice de satabildiği ölçüde yeni eserler yayınlayabilme potansiyelleri artmaktadır. 

İnci Geçkil: Türkiye’de yazarlık para kazandırır mı?

Yunus Şimşek: Bilmiyorum, ancak bu sorunuza yaptığı her projenin reyting rekorları kırdığı ünlü bir televizyon yapımcısının, televizyondaki bir programda; ‘bir projeye başlamaya nasıl karar veriyorsunuz, o projenin size ne kadar kazandıracağına nasıl emin olabiliyorsunuz?’ diye kendisine yönlendirilen soruya karşı söyledikleriyle cevap vermek isterim. Demişti ki, ‘bir projeye hiçbir zaman bana ne kadar kazandıracak gözüyle bakarak başlamam. Ne kadar zevk alacağım gözüyle bakarak başlarım, ben yaptığım işten zevk alırsam iyi bir iş yaparım ve bu işte zaten bana kazandırır.’ Tabiî ki bu televizyon yapımcısının zirveye az öncede anlattığım gibi birden gelmediğini hepimiz önceki programlarından da biliyoruz. Aynen birden saatte 100 km hıza ulaşamayan arabalar gibi.

İnci Geçkil: Yeraltı edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Kendi romanınızı yeraltı olarak tanımlar mısınız? Türkiye’de yeraltı edebiyatı sadece fanzinlerden mi ibaret?

Yunus Şimşek: Hiçbir bilgim yok. Ben bir edebiyatçı değilim, o çok farklı bir mecra. Ben bir eğitimciyim ve bildiklerimi edebiyatı kullanarak anlatabilme derdindeyim. 

İnci Geçkil: Yazarlık konusunda ilham veren kişi ya da yaşanmışlık var mıdır?

Yunus Şimşek: Doğduğumdan beri şahit olduğum iyi-kötü her şey bir ilhamın tetikleyicisi ya da zorlayıcısıdır.  Sadece okuduğum ve etkilendiğim bilim insanlarını sayamam, çünkü öteki tarafta negatif karakterler olmasaydı o bilgiler bir anlam ifade etmeyecekti. Çocukken hocalarımız bize bir hikaye anlatırdı; İmam-ı ……..’a (şu an hangi imam olduğunu hatırlamıyorum); ‘ya imam, bu kadar güzel ahlak-ı nasıl edindin’ diye sormuşlar, o da ‘ahlaksızlara bakarak’ cevabını vermiş, diye. İşte bunun gibi iyi-kötü, bilgili-cahil ,….. her şey herkes ilham olabiliyor.

İnci Geçkil: Düşüncelerinizi onca kişiyle paylaşmak nasıl bir duygu?

Yunus Şimşek: Çok güzel bir duygu, daha güzeli ise düşüncelerimizi, paylaşmak istediğimiz gibi ya da yakın anlatabilmiş olduğumuzu okuyucularımızdan gelen geri bildirimlerle anlamak.

İnci Geçkil: En büyük destekçiniz kim oldu?

Y
unus Şimşek: En başta tabiî ki, Yazmama beni teşvik eden, bana güvenini her daim ifade eden eşim. Anlattıklarım karşısında müthiş geri dönütler aldığım velilerim, öğrencilerim ve meslektaşlarım. Yayımlanması konusunda ise tabii ki de Müjde Hanım.

İnci Geçkil: Kitabınız hakkında her türlü yoruma açık mısınız?

Yunus Şimşek: Elbette, ve olumlu - olumsuz her türlü geri bildirimi çok da kıymetli bulmaktayım. Geçenlerde bir akademisyen arkadaşım, ‘kitabını notlar ala ala, altını çize çize okudum……,’ diye söyleyince dedim ki ona, ‘bu gidişle ben sizin okuduğunuz kitapları sizin belirleyeceğiniz bedeli karşılığında geri alacağım ki bu notlarınız eminim ki benim bu yoldaki gelişimim konusunda bana paha biçilemez bir değer katacaktır.’

İnci Geçkil: En çok hangi yaş grubunun sizi takip etmesi hoşunuza giderdi?

Yunus Şimşek: Bakıma muhtaç olunan Hayatın ilk evrelerine dair verilen bilgiler o çağın üyeleri için bir anlam ifade etmeyecektir. Onlar anne ve babalarının insafına kalmışlardır. Bu çağın dışındaki bütün yaş grupları kendilerinden bir şey bulacaktır ve kendilerince bir anlam çıkaracaklardır. Ancak ille de sıralayalım isterseniz, en çok eğitimciler – akademisyenler, anne-babalar, büyük anne – büyük babalar, yetişkinler, gençler……. Diyebilirim.  Anlattığım içeriğe bakacak olursak… 

İnci Geçkil: Hayal dünyanızı bu kadar genişlemesine sebep olan olaylar nelerdir?

Yunus Şimşek: Her güzellik, bir derdin, bir sorunun, bir ihtiyacın cevap bulmuş halidir. Dünyamızdaki şahit olduğum her türlü olumsuzluk, keşmekeşlik, tutarsızlık, savrukluk ….. beni bir çözüm aramaya itmektedir; Nasıl bir çözüm bulabilirsem artık. Bu çözümler bazen aniden aklıma gelmekte, bazen günler, haftalar, yıllar sürmekte bazen de çözümsüz kalmaktadır. Ve hangisi olursa olsun neticem, sahip olduğum deneyim ve bilgilerimin sınırları dahilinde kalmaktadır. Bilgi ve deneyimi daha büyük bir dertli daha işlevsel ve estetik cevaplar bulabilir belki.

İnci Geçkil: Okuduğunuz kitaplar genellikle hangi türdür ve neden bu türü tercih edersiniz?

Yunus Şimşek: Eğitim, psikoloji, bilim…  efsaneye göre Arşimed’i ‘buldum’ diye anadan üryan sokağa fırlatan su üstünde kalan maşrabanın, Newton’a ‘buldum’ diye çığlık attıran elmanın verdiği enerjiyi veriyor bu kitaplar bana. Çünkü merak duygusunun giderilmesi, doyumların en zevklisidir. Newton’un merakı yer çekimiydi, Arşimed’inki suyun nasıl kaldırdığı, benim ki ise öğrencilerimin, velilerimin ve toplumun davranışları altında yatan mekanizmalar. Ben bu kitaplarda gideriyorum merakımı.

İnci Geçkil: İlk defa ne zaman "Ben yazar olacağım." dediniz?

Yunus Şimşek: Benim derdim insanların olumsuz davranışlarını törpüleyecek bir cevap bulmak ve bu cevapları onlara onları ürkütmeden ve değişime istekli kılacak güçte anlatabilmek. Bunun için yol olarak edebiyatın imkanlarını kullanmayı seçtiğim an ben yazacağım dedim (her ne kadar kulağıma hadsizce gelse de). Eğer resimle ve heykelle de anlatabileceğimi düşünsem, onlarla da anlatmayı denerdim. Derdime bir derman arayışı benim yazma serüvenim. Bu konuda daha becerikli olabilmeyi ünlü yazarlar gibi derdimi yazarak anlatmaya çalışırken akabilmeyi çok isterim. Yazma konusunda daha iyi olacağıma dair içimde iflah olmaz bir enerji var. Ben yazdıkça, yazdıklarıma okuyucu buldukça, daha iyi yazacağım diye düşünüyorum. Geride Howard Gardner’in anlattıklarından bahsetmiştim, o anlatılanlara ilham olan yazarlar dahi uzunca pratikler yapmışlar ve de yapmaya devam etmişlerse ben de daha çok yazma pratikleri yapacağım ve yapmaya da devam edeceğim..

İnci Geçkil: Size göre kitap okuma alışkanlığı kazandırılmak için neler yapılmalı?

Yunus Şimşek: Bir insanı harekete geçiren ve hareketi devam ettiren duygulardır. Merak duygusu, insanları harekete geçirme gücüne sahip oldukça etkili bir duygudur. Doğru duyguyu yaratabilirsek insanlar o duygunun gerektirdiği davranışı gösterecek ve o davranışı sürdürmeye istekli olacaktır. Başkaca kitap okumayan bir çok öğrencim, Messi’nin hayat hikayesini okumuştur. Kendi öğrencilik yıllarımda bir çok arkadaşım başkaca kitap okumamış olmalarına rağmen Türkiye’nin ünlü mafya babalarının hayat hikayelerinin anlatıldığı kitapları okumuşlardır (bunları doğru bulduğum için örneklemiyorum, sadece insanları okumaya başlatan dürtüyü anlatmak için veriyorum) . Çünkü onları merak etmektedirler. İnsanlar toplum tarafından değeri olan kişilerin hayatını ve özelliklerini merak ederler öğrenmek isterler, sanırlar ki bilince onlar gibi değerli olacaklar. Benim de ilk okuduğum kitaplar, içinde bulunduğum toplumun kültüründe oldukça fazla bir değere sahip olan kişilerin hayat hikayeleri olmuştur. Büyüklerimin gözünde bir efsane durumunda olan Cüneyt ARKIN’ın, Muhammed Ali’nin, Turgut Reis’in, Barbaros Hayrettin Paşa’nın hayat hikayesini bir çok değişik ansiklopedilerden okumuşumdur. Hz. Muhammed büyük bir öneme sahipti, herkesin dilinde ismi vardı. Onun için ilk okuduğum Hz. Peygamberimizin hayat hikayesi olmuştur. Yine Turgut reis’in hayatının da içinde anlatıldığı Türk Korsanları isimli kitap ilk okuduklarımdandır. Yani okuduğum ilk kitaplar içinde bulunduğum kültürde bir değeri olan isimlerin hayat hikayeleri olmuştur. Merak duygusunu canlı tutacak kitaplar başlangıç için en iyi kitaplardır. Ailemin ve toplumun değer atfettiği karakterlerin anlatıldığı kitaplar çocukken dikkatimi çekerken, ergenliğimi takip eden yıllarda bu eğilimim daha çok akranlarım arasında önemi olan kişilerin hayat hikayelerine evrilmiştir. Toplum ve akranlarımız arasında değeri olan kişiler doğru kişilerse bu kişilerin hayat hikayeleri hem okumaya başlatacak ve okumayı sevdirecek hem de yüksek bir karakter oluşturma konusunda oldukça etkili olacaktır.

İnci Geçkil: İyi bir okuyucu kitlesine sahip olabilmek için ne yapılmalıdır?

Yunus Şimşek: İyiler daha çok yazmalı, iyiler daha çok yazılmalı, insanlar okudukça evrileceklerdir. Her yazan iyi ve her yazılan iyi insanlığı milim milim de olsa gerçek anlamdaki insanlığa daha çok yaklaştıracaktır.

İnci Geçkil: Sizce neden kitap?

Yunus Şimşek: Ben yaratıcıdan başka hiçbir yaratılanın tamam olduğuna inanmam. Her zaman daha iyisinin olabileceğine inanırım. Bu en doğrudur, en güzeldir diye dayatılanlara asla itibar etmem. Kitaplar bize anlattıklarını, kendi potansiyelimiz içinde en yüksek anlamlandırma yapmamıza fırsat verir. Aynı sahneyi okusalar da her okuyucunun zihninde beliren resim kişiye bağlı olarak farklı farklı olacaktır. Filmi yapılan bir romanın filmini eşimle birlikte izlerken, kitabın ana kahramanını canlandıran oyuncuyu görünce eşim büyük bir hayal kırıklığıyla, ‘ aaa bu o muymuş, çok daha parlak ay gibi anlatılıyordu kitapta’ demişti.  Film bize o karakteri ‘bu’ diye dayatırken, kitap herkesin kendi kahramanını şekillendirmesine fırsat vermişti. Onun için kitapta anlatılanların bir sınırı ve tamamı yoktur. Bu yanını çok severim. Kitaplar bize zaman içinde zaman verir. Bir pazartesi dersine girdiğim sınıftaki öğrencilere, ‘bu hafta sonu çocuklar Ağrı’daydım, harika bir doğa ve havası var, hele o dağın yamaçlarında oluşan göl ve gölün etrafına dizilmiş çobanların çaldıkları kavalı mutlaka dinlemelisiniz hele bir de Memo’nun yaşadığı aşkı görmelisiniz ……’ diyerek haftasonu okuduğum ‘Ağrı Dağı Efsanesi’ adlı kitabı anlatmıştım onlara ve o zamana kadar beni hiç o kadar dikkatli dinlememiş olduklarını fark ettim. Ve sonrasında çok kısa bir süre içinde sınıftaki tüm öğrencilerim Ağrı Dağı Efsanesini okumuşlardı. Sadece 2-3 saatte ağrıya gitmiş bir sürü deneyimler yaşamıştım.

İnci Geçkil: Son olarak yazar olmak isteyenlere önerileriniz nedir?

Yunus Şimşek: Bir dertleri olsun. Dertlerine yazarak derman arasınlar. Yazmak çok zevkli gelecek. Tıpkı sevdiği kızın kapısında -5 derece soğukta sabahlayan aşıkların hiç üşümemesi gibi ya da üşümekten bile zevk alması gibi yazarken karşılaştıkları her zorluk zevkli hale gelecektir onlara.

YORUMLAR

  • 0 Yorum