Reklam
Reklam

Darağacına giden yolda edebiyatın Adnan Menderes sessizliği

Son yüz yılda ülkemizde yaşanan siyasal, kültürel, sosyal değişim ve dönüşümler edebiyatımıza da yansımıştır.

Darağacına giden yolda edebiyatın Adnan Menderes sessizliği

Son yüz yılda ülkemizde yaşanan siyasal, kültürel, sosyal değişim ve dönüşümler edebiyatımıza da yansımıştır.

Darağacına giden yolda edebiyatın Adnan Menderes sessizliği
17 Eylül 2019 - 08:08

1890’lardan Cumhuriyet’in ilanına kadar Doğu-Batı çatışması, yenilik, alafrangalık işlenirken, 1923’ten itibaren Cumhuriyet ideolojisi doğrultusunda eserler verildi. 1950’de Demokrat Parti iktidarıyla birlikte, özgürlük, halk hareketleri, köy ve köylünün sorunları; 1960’larda işçi sorunları, 1970’lerde ideolojik sınıf savaşları, 1980’lerde bireysellik, yalnızlaşma, cinsellik; 1990’larda postmodern konular, 2000’lerden sonra fantastik sanat-edebiyatın konuları olur. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş, tek parti iktidarı, Demokrat Parti iktidarı, 27 Mayıs Darbesi, 1971 Muhtırası, 1980 Darbesi’nin izleri sürülerek bile sanat-edebiyatımızın ne anlattığı ortaya konulabilir. Batılılaşma sancısı, Kurtuluş Savaşı, Anadolu yüceltmesi, modernleşme, işçi sömürüsü, köy romanları, kent yalnızlığı, cezaevi romanları, kadının özgürlük arayışı, köyden kente göç, ideolojik çatışmalar, darbeler başlıkları altında da edebî serüvenimiz incelenebilir... 
Öyküleri ve öykü üzerine yazdığı kitaplarla Türk yazın hayatının kayıt defterlerini tutan usta yazar Necip Tosun, Adnan Menderes’in dramı etrafında, Türkiye’de darbe dönemlerinin edebiyat anlayışını Star için değerlendirdi… 

DOĞAL SÜRECİN DIŞINDA 
Son iki yüz yılda, yaşadığımız coğrafyada derin, sarsıcı, değişim ve dönüşümlere şahit olundu. Gerek teknolojik gelişmeler gerekse ortaya konan toplumsal, siyasal, kültürel projeler sonucu, ülke insanı belki doğal süreçte uzun bir döneme sığacak değişimi/dönüşümü çok kısa bir zaman diliminde yaşamak durumunda kaldı. Doğal süreç “kısaltılınca” ve doğallıktan çıkılınca, ortaya, trajik, yaralayıcı sonuçların çıkması kaçınılmazdı. Sindirilememiş dayatmaların marazi hâlleri her alanda tezahür etti. Bu çarpık değişimden herkes payına düşeni aldı: Birey, toplum, kurumlar, zihniyet... İlerleme, gelişme, modernleşme, makineleşme, çağdaşlık, adı ne olursa olsun, bu süreç beraberinde pek çok çelişkiyi/çatışmayı da doğurdu. 
İşte o çok bildik deyimle “çağın tanığı” olan sanatçının bu yaşananlardan etkilenmesi kadar doğal bir şey olamazdı. Ülkemizde pek çok sanatçı eserlerinde bu değişimi yansıttı. Ortaya kalıcı ve nitelikli eserler yanında ucuz, ideolojik saplantılarla yüklü ürünler de çıktı. Bu bağlamda 27 Mayıs Darbesi çerçevesinde üretilen sanat-edebiyat ibretliktir. 
SEÇ BEĞEN AL DARBELER!
12 Mart ve 12 Eylül müdahale ve darbeleri edebiyat kanonunca mahkûm edilip üzerlerine onlarca öykü, roman, şiir kaleme alınmasına rağmen 27 Mayıs 1960 Darbesi için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bir anlamda edebiyat kanonu özgürlük mücadelesi olarak gördüğü 27 Mayıs Darbesini açık bir şekilde  alkışlamış,desteklemiş ve övmüştür. 1960 Darbesini alkışlayan edebî-kültürel kanon 12 Eylül Darbesinin davetçisi, hazırlayıcısı olmuştur. Bu darbeden en fazla zararı kendisi görmüş olsa da bu tutumuyla darbeleri meşrulaştırmıştır. 
YETERİNCE İŞLENMEDİ 
27 Mayıs 1960 Darbesi sonrası yaşanan dramatik olaylar ne yazık ki sanat-edebiyatta yeterince işlenmemiştir. Kaldı ki darbeyi Menderes’in hak ettiği yönünde bir algı bile oluşturulmuştur. Bu romanlarda/öykülerde halkın oylarıyla seçilen Menderes açıkça “diktatör” olarak suçlanırken, iktidara karşı yapılan gösteriler, öğrenci olayları desteklendi. Polis halka ve öğrencilere zulmederken, darbeci asker övülür, asker ve öğrenci kardeş olur. Baskı ortamı, kurulan tahkikat komisyonları eleştirilerek darbe aklanır.  Sonuç olarak sol edebiyat 27 Mayıs 1960 Darbesini tümüyle destekleyici tutum takınırken, farklı kesimler yaşanan dramı eserlerinde yeterince gündeme getirememişlerdir. 

Bugün 17 Mayıs… Başbakan Adnan Menderes’in 1961 yılında idam edilişinin 58. yıl dönümü. 
Türk edebiyatında nitelikli yazarların 1960 Darbesine ve Menderes’in dramına bakışı insanı hayrete düşürecek nitelikte. 
27 Mayıs 1960 Darbesi sonrası yaşanan dramatik olaylar ne yazık ki sanat-edebiyatta yeterince işlenmedi. 12 Mart ve 12 Eylül müdahale ve darbeleri edebiyat kanonunca mahkum edilip üzerlerine onlarca öykü, roman, şiir yazılmasına rağmen 1960 darbesi için aynı şeyi söylemek mümkün değil.
Kaldı ki darbeyi Menderes’in hak ettiği yönünde bir algı bile oluşturuldu. 
Bu romanlarda/öykülerde halkın oylarıyla seçilen Menderes açıkça “diktatör” olarak suçlanırken, iktidara karşı yapılan gösteriler, öğrenci olayları desteklendi.
Edebiyat kanonu özgürlük mücadelesi olarak gördüğü 27 Mayıs Darbesini açık bir şekilde destekledi. 1960 Darbesini alkışlayanlar 12 Eylül Darbesinin davetçisi, hazırlayıcısı oldu.  

1960 Darbesi ağırlıklı olarak sanat-edebiyat eserlerinde alkışlanıp, övüldü. 
YA TANPINAR’A NE DEMELİ? 
Nitelikli kimi yazarların 1960 Darbesine ve Menderes’in dramına bakışı insanı hayrete düşürür. Bu isimlerin başında Ahmet Hamdi Tanpınar gelir. Tanpınar’ın hayatındaki en dramatik olaylardan biri 1960 Darbesi karşısındaki tutumudur. Tanpınar’ın insana, olaylara bakışı düşünüldüğünde hiçbir şekilde kendisinden beklenmeyecek sertlikle darbeyi desteklemesi, hatta Yassıada’da tutuklu bakanlara yapılan işkenceyi sevinçle karşılaması hele Menderes’in idamı sonrası bunu hak ettiğini yazması eser ve yazar çelişkisinin dramatik örneği olur. Günlük’lerinde “Samet Ağaoğlu dışında Yassıada’da acıdığım tek kişi yok” diyecek ve “bu Pazar, İsmet Paşa’da idim” diye de ekleyecektir. Tanpınar’a göre Milli Birlik Komitesi “Bizi Adnan Bey’den ve bütün bir çeteden kurtarmıştır.” Ardından ekler: “Bu adamlara minnettarım. Demokrat Parti ejderhasından bizi kurtardılar. Vatan temizlendi.” Hatta işkenceleri normal görür, hoşuna gider: “Yassıada milletin alakasının toplandığı yer. Herkesin Samet’te ve Zorlu’da bir hıncı var. Hemen herkes hazla dövüldüklerini hikâye ediyor ve mesut oluyorlar. Benim de Zorlu için hoşuma gidiyor.” 

Bir başka yerde de görülen davalarda hukukun içinde kalınmasına üzülür. Daha ağır ve sert cezalar verilmesini arzular. Daha da ileri giderek ihtilalin kansız olmasının bu sonucu doğurduğunu belirtir: “Bence kansız ihtilal yapmaktansa hiç yapmamak evlâdır.” 
ŞAŞKINLIK VERİCİ TUTUM
20 Eylül 1961 tarihli günlüğünde bir başbakanın ve iki bakanının asılmasının resmini gazetede gören bir sanatçının yazdıkları şaşkınlık vericidir: “Adnan Bey’in ve bir iki gün evvel iki arkadaşının gazetelerdeki resimleri... Zavallı budala. Kaç defa İsmet Paşa kendisine fırsat vermişti. Başında bu kadar sevilen adamdı, ki bu sevgi yüzünden bir aziz olabilirdi. Meğer bütün bu adamlar, bu iş, aç tahtakuruları, yer solucanları, kurtlar, yılanlar gibi bekliyormuş. Politika… Halk Partisi’nin en menfur adamı bunların yanında ister istemez evliya kalır. Bu demektir ki her şey rejimde, sistem ve şirazededir. İsmet Paşa şiraze adamdı.” Aslında Tanpınar’ın bu tutumu genel olarak dönemin yazar ve aydınlarının ortak konumunu ortaya koymaktadır. Bu anlamda 27 Darbesinin ve Menderes’in dramının hakkıyla edebiyata yansımamasını normal karşılamak gerekir. 
 
DARBE DÖNEMi ROMANLARI 
27 Mayıs dönemini yansıtan romanlar olarak; 1961’de Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği, Aziz Nesin’in Zübük’ü, Attilâ İlhan’ın 1963 tarihli kitabı Kurtlar Sofrası, Samim Kocagöz’ün İzmir’in İçinde (1973),  Erol Toy’un Kördüğüm (1974), Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına (1974), yine Attilâ İlhan’ın Bıçağın Ucu (1973), Sırtlan Payı (1974) ve Yaraya Tuz Basmak (1978), Sevinç Çokum’un Karanlığa Direnen Yıldız (1996), Yılmaz Karakoyunlu’nun Yorgun Mayıs Kısrakları (2004), Nilüfer Kuyaş’ın Yeni Baştan (2007) anılabilir.